Arşiv

Karalahna

Saat 21:28.
İzmirdeyim.

Babanem içeride birşeyler izliyor. Ben son şişe şarabımı bu gece açtım. Sağ başımı çevirdiğimde izleyebildiğim ufak parkın banklarında bir adam yasağa rağmen oturmuş sigarasını içiyor. Balkonun tam çaprazında sürekli gürültülü küfürlerle sokağı bayağılaştıran o ailenin bağırışmaları arada yükseliyor.

Ben neredeyim?

Kendi içinde çok tuhaf bulduğum bir duygu içimde geziniyor bir süredir. Daha önce pek benzerini ya duymadım; duyduysam da oturup üzerine düşünmedim. İçim hem çok dolu; hem de söyleyecek hiçbir şeyim yok. Hem içimden anlatmak geliyor; hem de tüm anlatışlarda bir nafilelik düşüncesi o kadar sık uğruyor ki bana; hiç yeltenmiyorum.

Mutsuz olduğumu söylemek doğru olmaz. Mutlu değilim. Hayli yalnızım; korkularım var. Oldukça kayıp halindeyim; pek de yaşamıyorum. Fakat bu hal beni mutsuz ediyor da diyemem.

Burada daha önce yazdığım göz takıntısı hala benimle. Bir gün çok önemsiz olduğunu düşündürecek bir düşüncenin ucunu yakalıyorum; bir başka gün korktuğum bir düşünce serisinin ipi elime geliyor. Geçti ve uyandım demeye cesaretim olmuyor. O konuyu çok anlatmam yersiz; çünkü ben de bilmiyorum. Ufak bir astigmatın artıklarına dönüp takılıyor olmam mümkün; ki ben de bu düşünceye yakın olmaya çalışıyorum. Ama...ama o kadar cok cümle var ki...binlerce detay. Bu gündemin her yazıma karışmasından rahatsızım.

Akşamüstü netflixte nispeten sabun köpüğü bkm yapımı tatlım tatlım dan birkaç kısım açıp izledim. Çok bir derinlik aramayacağın; bazen ihtiyaç duyduğun sığ konuşmalardan demet demet bir film. Kendi hikayelerimi anlatmadığım; ya da en azından onlarda boğulmadan bir konuşmada liman liman dolaştığım, paylaşılan yaşanmışlıkları biraz özlediğimi kabul ediyorum.

Eskiden fazla terlemeyi sorun ederdim. Benim onda birim kadar bile kimse etmedi. Kilo alıp vermeyi ederdim. Estetik her zaman en önemli olandı. Şimdi de estetikten müthiş haz alıyorum; fakat son aylarda aldığım kilolar vs beni artık endişelendirmiyor.

Zamanın tam da bu noktasında ne kadar ediyor tarif edeyim. Çapraz balkonda yine didişmeye başlayan o varoş ailenin sesi kadar. Yani 2020 yılının bu mayıs ortası sıcak akşamında güzel bir müzik açıp zamandan keyif almak yerine onlar bayağı kavgalar yapıyor ya; işte ben de çok yakışıklı bir halde güzel müzik çalan bir ortamda güzel bir kızla olabilirdim bu akşam. Onun yerine mutsuzlukların eseri yalnızlıklar, bakımsız vücut, ve işte o çapraz balkona bakan insanım.

Yarından daha fazlasını istemek. Korkutuyor belki beni. Güzel bir senaryoya katılıp sonra akşamın birinde takıntım beni bulursa; ve o andaki kaybım bugünkünden daha cok acıtırsa...özeti bu mu ? Ama size yazmaya üşendiğim olumlu noktalar da buldum hayatı yaşayabilmek adına. Onları vermek yetmiyor mu cevap olarak; üşenmek diyemiyorum çünkü çok aptalca olurdu.

Şimdi yazıya 5 dk ara verip astigmatlı gözlüğü takıp o küçük nüanslardan tekrar anlamlar çıkarmaya çalıştım mesela. Bu ufak sinek her an evde dolaşıyor. Bazen büyüyor; bazen sadece büyüyebilmesi korkutuyor.

Kapıyı iyice çektim. Çekmeden önce survivor'da acun bu yarış, bu ödül çok önemli diye başlamıştı tekrar. Haftada 7 gün; bizim izmirdeki akrabaların çoğu seyrediyor bu programı. Aylardır ben de ucundan dahil oldum ve ne az 50 kez o günkü ödülün/yarışmanın çok çok önemli olduğunu duydum. Her duyuşumda içimde bulunan boşluk ve hiçbir şeyin çok da önemli olmadığı düşüncesiyle tezat oluşturup trajikomik bir gülümseme yaratıyor bu durum bende. Ama kendimi biliyorum ki; önemsemeye başlarsam da en ufak bir kırılma ihtimali bile uykularını kaçıran birisiyim ben. Hiçbir şeyde ölçülü olamıyorum; olmakta keyif de bulmuyorum.

Psikiyatrım mail atmış. Aylardır iletişim kurmadığım için. Kısa bir cevap yazacağım ve ilerisini getirmeyeceğim. Fakat cevapta ne yazmalı? Takıntıya dair konuşmak istemiyorum; çünkü çok sıkıldım ve herhangi bir cümlemin yüzde yüz arkasında duracak istikrarım yok. Bende başka ne var ? Bunlardan artık ona ne?

Korona konusu derseniz o hiç umrumda olmadı. Beni eve hapsettiği için hoşuma gitmiyor; fakat zamanı benim için kısmen durdurmuş veya sıradışı hale getirmiş olması kısmen işime geliyor. Daha az yabancıyız insanlarla. Fakat kendi endişelerim her zaman bu salgının çok çok üzerinde kaldı.

Yarın veya öbür gün daha iyi bir versiyonum olmaya başlayacağımı biliyorum. Bu tarz yazıları hep öyle günlerin arifesinde yazarım. Karalahna'yla ayrılırız. Çıkıp 40 km yürürüm. Belki o gün görüntülere de takmamışsam yorgunluğun müthiş huzuru içinde uyurum.

Ne var ki; arada öyle büyük yürüyüşler planlayıp gerçekleştirmek bana artı yazıyor olsa da; o durumun telefon oyunlarındaki günlük hediye kutu etkisinde olduğunu biliyorum. Sürekli bir çözüm değil. Zaten en son 33kmlik yürüyüşte 40-50 km bandının benim için günlük limit olacağını düşündüm; hem de uzun süreli yalnızlıklarım artık beni başka türlü yorabiliyor.

Ve tekrar gözlük takıp bir test yaptım.

Finlandiya sürecinden sonra kendime dair en sevdiğim şeyler durumu kabullenmişliğin iç huzuru; yalnız seyahatleri sevmeme duyduğum güven, ve bininci kez dahi olsa bambaşka bir yarını düşleyip; inanıp; ertesi gün öyle uyanabilmemdi. Şimdi ise bu tereddüt ve istirarsızlık benim o büyük başlangıçlarımı ruhsuz kılıyor.

Realistik olacaksam başka bir insanın yanımda varlığı yakın zaman senaryolarında pek olası değil. Büyük değişimleri de öngöremiyorum. Mantığım dandik bir hayat arkadaşı. Ömrü meçhul hayatımda gerçekçilik kisvesi altında beni söndürüyor.

Ya duygular? Ya da başka şeyler? Aklıma gelmiyor. İstediğin an çıkabildiğin derinliklere sahip; bayağı olmayan dostlar, sohbetler, ortamlar. Kendimin o bildik vıdıvıdısını bir köşe başında bırakıp başka sokaklar bulmak. Başka sokaklar diyince aklıma hep gece geliyor. Geceleri pek sevmem. Ya; üstelik bu sefer bilmediğim bir sokakta; daha da yalnız tekrar o korku beni bulursa? Hep aynı terane, sanırım anladınız.

Yaşamı israf edenlerdenim. Baya da bir süredir. İnsanların çoğu birbirini anlamıyor. Herkes ama her şeyi bildiğini sanıyor. Etrafımdaki çoğu bayağı bulduğum oyunlarda olmak istemezdim; o nedenle diyorum hissettiğim şey tam bir mutsuzluk da değil. Sadece; daha fazlası, çok daha fazlası mümkün. Ama kendimi; kendime hem güvenerek; hem de kendime bir şekilde kulak asmadan idare etmeyi öğrenmek...şarabı yemeği bırakıp belki olumlu bir şeyler yaparım önümüzdeki günlerde ama...bu sorunun cevabını şimdi biliyorum desem yalan olur. Başka bir insanın da benim yerimde olmadan vereceği tüm cevaplar tabiat olarak eksik.

Balkon sinekleri başladı.

Günün birinde dans öğreneceğim. Geceyi boyamak için müzik, dans. Kimbilir.

Saat 22:34

Son bir kadeh ve sadece müzik.
Eksik bir nota duyma endişesi olmadan.
Notaları bilmeden.



Hiç yorum yok: