Arşiv

Gözlük Kılıfı

Değişimlere karşı çok dirençlisin der annem.

Eski ilişkiler, seçimler, pişmanlıklar, son yarım yıldır göz takıntısı....evet her yeni durumda benim aylar, yıllar boyunca kayığımı düzeltmem gerekiyor.

Tanımayan için belki karışık dursa da; bir iki bağlantıyı çözdükten sonra dünyanın en kolay okunabilen kitaplarından biriyim ben. Fay hatlarım veya hassasiyetlerim insanların çoğunluğuna göre biraz olağandışı; fakat onları bildikten sonra sonuç aslında hep istikrarlı.

Egonun hasar görme endişesi ve kontrol isteği bilinmeyen tüm sulardan uzak tutuyor. Bu neredeyse bilinçdışı aldığım bir önlem. Uzun süreli yalnızlıklar da bu kontrolü ve egoyu koruma tutumunun sonucu; tamamen kendi kararım olmadığını düşündüğüm değişimler sonucu başlattığım yangınlar da.

Adalet işin hep bir yerinde. Kendi inandığım adaleti yaşamın akışında sağlamak çok güç bir durum. Çok az insana; sadece çok güvendiğim insanlara ipleri bırakabilmem bu yüzden. Üstelik o sayıda insanın bile üç beş kararının sonuçları benim için barışı çok zor savaşları başlatmaya yetti.

Göz konusunu anlamaya çok uğraştım. 6 küsür ay her allahın günü (bugün dahil) durup durup anlamaya çalıştım.

İkiye ayırıyorum.

Birinci kısım; burada da yazdığım boyutu. Değişen; minor dahi olsa o şey neyse benim estetikten aldığım hazzı ne kadar etkiliyor? Görsel keyifler benim kendimi anlarken kullandığım keywordlerde ne kadar etkendiler? Bu kısım uzun; şimdi zamanım yok.

İkinci kısım ise; kendi hayatıma, bedenime; doktor dahi olsa herhangi bir insanın dokunmasını kaldıramıyor olmam. Bu kısım benim iç mahkememde gün aşırı önüme gelen bir dava. O 10 dkilik; mükemmellikten tabiat itibariyle uzak işleme nasıl her detayını ezbere bilip kullandığım varlığı emanet edebildim? Herhangi bir insana nasıl benim hayatımda belirleyici güç verebildim? Düşününce bu kısım da uzun.

Çok yorulduğumu söylemeliyim bir noktada. Şu anlık bir his değil. Fakat önümü görememekten; her yeni sahnede yaptığım yeni göz testiyle çıkarımımın değişme endişesinden; hiçbir cümleye nokta koyamıyor olmaktan.

Ben artık dünyada sürekli şahı korumaya çalışmaktan; her tehlike ihtimaline karşılık bir B, C kapısı oluşturmayı düşünmekten...yorulmak da dememeli; artık olmuyor.

Astigmat ya da aklımdaki basit ihtimallerden biri değil de başka şey realite olsa mesela; B,C kapısı belki de yok.. Bu konu hariç çoğu şey için de bu geçerli; hayatta çok fazla şeyin muadili ya da yedek patikası yok. Oyunu böyle oynayamıyorum.

Peki hangi yol?

Elimde tüm veriler yokken nasıl bilebilirim?

Görsel haz benim ne kadarımdı? Yüzde beş-on düştüyse mesela; belki de beni yeni şehirler; güzel insanlar görmeye adamaya tamam olduğum hayatımı yeniden planlamalıyım? Peki neye göre? Bilmiyorum.

Yeni hobiler, yeni meşgaleler, yeni hikayeler? B,C kapıları olabilir mi? Yeter mi? Eski benin ne kadarını aslında korumalıyım?

Tüm bu aynılığın, bayağılığın ortasında; kendi sokağında bir çember çizerek yürüyüp duran halimi nasıl daha başka biri olabileceğine inandırıp onunla yola çıkabilirim?

Bölüm sonu canavarı mükemmeliyetçilik konusunu da başka bir akşamüstü yazısına bıraktım.

Operasyondan bir buçuk hafta sonra; İsveç'ten İstanbul'a bomboş bir uçakta dönerken şaraptan çakırkeyf halde bulutların üzerinde büyüleyici bir günbatımı izlemiştim. Huzur muydu, mutluluk mu, haz mı? Neydi o? İşte öylesine saf; bugün bilmediğim, ya da bildiğimi unuttuğumu düşündüğüm bir günbatımı anına tanık olmaya ihtiyacım var. Beni kendi kapanım olan düşüncelerimin boyunduruğundan öyle bir an çıkarırdı. Benden büyük bir an.









Hiç yorum yok: