1.Kısım
Bu içinde bulunduğumuz yaşamda, insanın kendinden yeni bir insan çıkarması zor iştir. Ben insan doğasını bir gizem olarak gören birisi hiç olmadım.
Bazı arkadaşlarım bana zamanında karışık birisi olduğumu söylerlerdi. Başkalarının süzgeçlerine dair düşüncelerimi burada detaylandırmayacağım; fakat benim gözümde kendi haritamın neredeyse tamamı keşfedildi.
Bir anda olmadı. Hata yaptıkça, hatta hataları tekrarladıkça mantığıma oturmayan kısımlara dönüp baktım durdum. Ebeveynlerimin nasıl insanlar olduğu ve beni nasıl etkiledikleri, çocukluğum, çocukluğa son veren istanbula göçümüz, ebeveynleri örnek almaya çalışırken bugünle çelişen ve içime yerleşen hatalar, o hataların sonucunda bende açılan zorunlu yeni yollar - fay hatları, master süreci hatasıyla oluşan ve sonraki zamanlara daha somut iz bırakacak yeni faylar...
1.5 yıl önce kendimi hayatta ilk kez "yalnız" tamir etmeyi öğrendiğimde beni sonraki günlere çıkaran umuttu. Mutluluğu bulmadıysam da mutlu olabileceğim şartların ihtimal dahilinde olduğunu ve olası bir gelecekte münkün olduğunu düşünüyordum.
Mutluluk benim için bir ihtimaldi. Her biri mümkün maddeler yazmıştım ve bir gün zarlar vurabilirdi. Mutsuzluk ya da benim durumumda daha çok boşluk hissi ise alışık olduğum ve birlikte yaşamayı bildiğim hayat arkadaşımdı.
Bazılarına kimsenin gitmeye değer bile bulmayacakları muhtelif avrupa şehirleri sokaklarında her gün bazen 10 saat yürüyüp çevreye bakarken ne eksik ne tamdım; fakat o boşluk hissinin içinde bir şekilde evimdeydim. Belirsiz bir yarın, iplerin bende olduğu olası seçimler, güzel bir akarsu ya da terkedilmiş hikayeler biçebildiğim sokak manzaraları, cafelerin sanki yaşamiçi tablolarmış gibi zarifçe gülümseyen garson kızları.
Geçmişten çıkıp gidiyordum uzaklara gittiğimde. Aklımda eski defterler hep vardı; fakat mahkemelerinde her gün daha az ceza kesiyordum geçmiş zamanlara.
Fakat...gerçek ya da insanların daha alışık olduğu somut zamanın içinde çok kırılgan kaçıyordu benim istediğim hikayeler. Her şeyi, her açıdan ölçüp biçiyor; tüm risklerden kaçınmaya çalışırken bir türlü hayata karışamıyordum.
Mükemmeliyetçilik diye özetleyebileceğim hal hayatıma hatırı sayılır zararlar verdi. En ufak bir yerinde pürüz hatta risk gördüğüm sayfaları yırtıp attım. Geçmişte yaşanan somut hataları ise atıp kurtulamadığım için onlarla mücadelem yıllarımı aldı. Geçmişte yaşanan bir şeyi geride bırakmak için onu tamamiyle analiz edip; ondan her türlü bilgiyi çıkarıp durumu kabullenmeyi tek yol olarak görüyordum. Bugüne geldiğimizde bu iç kabulümü bir şekilde yeniden düzenlemek zorunda olduğumu görüyorum.
2.Kısım
21 Ekim'de 28 yaşımı doldurduğum geceye birkaç saat kala Gürcistan'ın Batum şehrinde önümde bir kek, bir cappuccino; önümdeki boş meydanda bana bakan Neptün heykeli, kendime güzel bir yıl diledim.
Ertesi gün doğumgünümü Trabzon'da uyuyarak geçirdim. 23'ündeki göz randevum nedenli dönüşe geçmiştim. Lensleri çıkarmış; astigmatı dahi olmayan yedek gözlüğümle idare ediyordum. Geziden kalma tüm uykusuzluğumu orada sembolik olarak tamamlayıp yeni yaşamamıma başlamak istemiştim. Doğumgünümü çok az kişi kutlamıştı. Bunu üzüntüden ziyade yeniden başlamak için doğru bir işaret olarak aldığımı hatırlıyorum.
23'ündeki göz randevusunda alanının en ünlü doktorlarından (randevusu 1 ay sonraya alınabilmişti) Bozkurt Şener'e muayene oldum. Benim babamın da yıllar önce gözlerini o çizmişti (2.nesil lasik yöntemiyle). Annem de bir yıldır bana artık gözlerimi çizdirip aradan çıkarmam gerektiğini söyleyip duruyordu. Ben de hep başka zaman konuşuruz diyordum.
Fakat bu risk almadan yaşamaya çalışma halinin bendeki hatalarda uç bir rolu olduğunu şimdi görüyorum. Her şeyden en ufak risk nedenli uzak durdukça çizgiden uzaklaşıyorsunuz. Ve bir gün, çizgiye uzaklık sizi de zayıf bir anınızda sorgulamaya ittiğinde aslında çok daha riskli bir şeye bile tamam diyebiliyorsunuz. En azından geçtiğimiz bir yılda hayatımda yaptığım olumlu bir şey olmuş olur düşüncesiyle.
Doktor kısa birkaç ölçümden sonra çok rahat biçimde; ailesine de bu işlemleri yaptığını anlatarak gözlerimi çizdirmemi önerdi. Annem zaten o fikirdeydi. E bu proftan yaklaşık 700 lira muayene ücretiyle muayene kovalamayı bir ay önce annem bana kabul ettirdiğinde aslında zaten teoride göz uygun bulunursa çizdirmeye tamam olacağımı da söylemiş olmuştum bana göre. Ertesi güne randevu alındı. 10 dakika belki sürdü. Detayına girmeyeceğim ama işlem sırasında dahi iki gözün sürecinde ufak farklılıklar olabiliyor ve onlar bile benim aklıma şüphe olarak kazındı.
Bundan sonrasını detay olarak yazmak istemiyorum. Çünkü inanın bana yüzlerce sayfa yetmez. Aklımdan geçen düşünceler... Onların neden kaynakladığı, nereye bağlandığı, hangi dallarıyla soru işareti yarattıkları...
Özetle İstanbul'da belki 10 küsür, İzmir'de 3 ayrı doktor ziyaretim oldu. Bir noktadan sonra muayenelerin benim için tek amacı sorularımı sormaktı. Fakat her yeni randevudan sonra başka dallar oluştu. Bir ara psikiyatr a başladım. Oldukça ağır dozlara kadar çıktı. Belki o ilaçların da ilk zamanlarının etkisiyle tansiyon problemi başladı; sonra da ona dair bir yan süreç..
İzmir'e arada bir kez geldim. En kötü zamanımda; daha önce beni tamir etmiş bu kent; görsel şüphelerim varken de aynı şeyi yapabilir miydi? Bu sefer tam olmadı. Geri döndüm. Özetle hayatımın en uca yaklaştığım günleri olduğunu sanırım söyleyebilirim. Defteri kapatıp gitme düşüncesine yabancı değildim; çok eski bir zamandan tanıdıktı. Fakat çok ağır bir depresyon içeren ve bana kalsa 3günün2si defteri kapatmayı seçeceğim master sürecinden sonra bile bu hale gelmemiştim. Çünkü öyle bir seçim; ailem oldukça bana ait olamaz diyerek soruyu sormamayı koşulsuz kabul etmiştim. Fakat bu göz sonrası halde o kadar çaresiz ve umutsuz düştüm ki; bir sabah o defterin kapatmanın iznini istedim. Artık yapamayacağım dedim anneme. Bana izin verin.
Umut tuhaf bir şey. Hayatımızın ne kadar kötü olup olmadığı değil esas olan; umut varsa insan en kötü halinde bile gülümseyebiliyor.
O günleri bir kenara bırakıyorum. Bugün neredeyim?
Hala gün içinde dahi birçok kez düşüp kalkıyorum. Bu halim bana hiç tanıdık değil. Umutlanmalarıma set çektim; çünkü hiçbir zaman gitmeyen şüpheler sahibiyim. Umutsuzluklarıma da reel verilerle biraz cilasını yaptığım yeni setler çekmeye çalışıyorum. İyi olduğum anları not alıyorum; silah misali kendime gelecekte hatırlatmak için. Şu an hayatımda eksik olan şeyleri yazıyorum; onların maça olumlu edebilcekleri ihtimalini hatırlatarak.
Göz muayenesine gittiğim doktorlar az biraz astigmat var dışında bir şey söylemediler. Gözlük reçetesi istediğimde 0.25'ten 0.75'e kadar güne göre değişebilen astigmat varlığı var sadece. Ki benim de araştırdığımda ana şikayetime o tekabül ediyor. Bir tür dağınıklık hissi. Şakağa parmakla ufak bir basınc uygulasam ya da alnı mandal misali ortadan sıkıştırsam görüntü daha olması gerektiği gibi, dalgasız, sabit. Majör bir farklılık yok; çift falan da görmüyorum; ama artık o farkındalığı da görmezden gelemiyorum.
En azından doktoların ifadelerine göre bir irregular astigmat durumu yok. Yani durum oysa; kabaca tolere edemediğim şey ort 0.50 astigmatın dağınıklığı oluyor. Fakat sürece dair o kadar çok bilgi edindim ki; kornea topografisini çektirip belki yüzlerce makale okudum vs. Yepyeni onlarca soru oluştu; bazılarının yarattığı şüpheler ürkütücü olan.
Fakat normal bir insanın varacağı sonuç 0.50 gözlük numarasına tekabül eden normal astigmatım kalmış kısmı olurdu. Pollyanna biri şöyle diyebilirdi artık miyop değilim. Takıntıyı yenersem zaten günlük hayatı idare edebildiğim az bir astigmat var yoksa da ufak bir gözlük veya hatta lens ile durum çözülür. Operasyona giden para ve sonraki süreçlerin zararları kısmı ise bu yeni versiyonumda zaten önemseyeceğim şeyler değil. Yani move on mümkün.
Ama ben, o topografiden ve onlarca doktoru gezerken rastladığım korneal ve mercek arası axis farklılıklarından yola çıkan şüphelerimden tamamen kurtulacağımdan emin olamıyorum. 0.50-0.25 bir gözlük aldım. Görüntü daha net; ama o şakak testinde ufak fark hala var ve axisler ve işleme dair hiçbir şüphemi yüzde yüz yok edemeyeceğimi düşünüyorum.
Bazen o aslında gayet rasyonel de olan polyanna halime vuruyorum; bazen korkuya kapılıyorum. İnterneti okuyorum. Sadece şöyle diyebilirim smile teknolojisinde göze özel tedavi ayarlayan wavefront ve yatay pozisyonda gözün hafif yana kaymasını otomatik kontrol etmesiyle astigmat açısından önemli olabilen eye tracking teknolojisi gelmeden bence astigmatı yüksek insanların smile ı tercih etmesinden daha iyi seçenekler halihazırda var.
Kornea biyomekaniğine min müdahale, daha az göz kuruluğu ve flap oluşturmaması açısından teknoloji özellikle de yüksek miyopiler için güzel bir seçenek ama bence astigmat adına diğer yöntemler kadar precise değil. Ve burada doktorların bence daha iyi yönlendirmesine ihtiyaç var. Bende obsesif kompulsif bozukluk da var evet ama bazı insanlar için önemli olan şeyler bazı insanlar için olmayabilir ve ben çoğu doktorun bunu ıskaladığını görüyorum. O kadar takılmıcaksın, şu artılarına göre şu yan etkileri göze alıyoruz diye anlattı mesela bir doktor. Bu takastan benim haberim olmalıydı.
Genelde olay sadece doktorların paragözlüğü vsye bağlanır. Ben kendi durumumum için öyle bir iddiada değilim. Sonradan rastladığım başka doktorlar gibi kendi doktorumun da smile teknolojisinin artılarına fazlasıyla ikna olmasının ana yönlendirici güç olduğunu düşünüyorum fakat hem kendi yaşadığımda gözlemlediğim hem de insanlarda gözlemlediğim hastaların operasyon öncesi küçük ama kişiye göre önemli olan ayrıntılar konusunda yetersiz bilgilendirilmesi. Benim gibi detaycı, hayatının merkezine görseli koymuş ve her açıdan takıntılı, mükemmeliyetçi birisi için detaylar önemli olabiliyor.
3.Kısım
Elde ne var?
Elde 0.50 astigmat var. Yüzde ellinin altında olmadığını düşündüğüm fakat dinamik bir yapı taşıyan ihtimalle regular ve gözlük ya da lensle istenilen anda çözülebilir. Ya da zaten böyle yaşamak bu kadar üzerine düşülmezken o kadar sorun değildir; gerekirse çok önemli olduğunda bir şeyler parmakla alnın yan tarafı desteklenir bir pozisyonda karşı taraf dinlenir, izlenir.
İyi yanı durum buysa geçmişte kendime verdiğim zarar, kısmen karşılığını bulmamış para vs bu konunun yanında umrumda bile olmayacak kadar küçük. Yani kabulüm.
Negatif ihtimallerden birisi operasyonda ters yönde astigmat nötrlenirken tam düzeltilmeyecek bir durum oluşturulmuş olunması. Bu kısım bulgudan ziyade (gözlükle olan ufak imperfectionı bir tık düşük numaraya bağlayacak olursak) teoriyle oluşmuş bir kısım.
İç his açısından neutral ihtimallerden biri ise bu korkunç zamanda ortaya çıkan hipertansiyon ve herhalde vücudun dibi görmesiyle riski oluşmaya başlamış olabilecek diyabet nedenli damarların ufak problemler yaşaması veya sağlıksızlık kaynaklı türevi teoriler. (bunu tamamen kendi hatam gördüğümden negatife almıyorum; fakat pozitif ve negatife göre çok çok düşük bir ihtimal bu )
Elde ne var?
Elde korku roller coaster ında, konuyu tek bir cevap olarak çözüp kabullenemediği için yola devam edememiş; babaanne evinde bilmemkaçıncı ayını geçiren, sadece 4 ayda 25 kilo almış bir insan var.
Elde bu konunun ışığında diğer tüm eski takıntılarının ne kadar küçülebildiğini gördüğü için onlardan arınmış bir insan var. Çivi çiviyi söküyor.
4. Kısım
Ne yapmalıyım, ne yapabilirim ?
Bu kez cebime cevabı atıp yola devam etmeyeceğim. Bunu hem yapmanın bir yolu yok gibi duruyor hem de aslında şu anki halimden olası bir kötü cevapla daha kötü hale düşmek istemediğimden artık yapmak istemiyorum. Artık kuyuyu kazmak istemiyorum.
Hayatımda daha iyiye gidebilecek kısımları daha iyiye götürüp kendimi izlerim ve belki bir gün takıntı tekrar uğradığında o zaman tekrar kazmaya da cesaretim olur. Başka tutunacak şeylerim olduğuna ikna olursam.
İşlerimi düzgün yapabildiğim; gözdeki şeyin dikkatimi birşeyleri engelleyecek ölçüde olmadığı sonucuna varırsam..bir tatile sevdiğim bir insanla gidip mutlu olabildiğim sonucuna varırsam...ipin benim elimde olduğunu hissettiğim umutlu zamanları yaşarsam...
Başka doktora gitmek istemiyorum. Gözlüğü de kullandığımda o minor daha iyi olabilen kısımlar beni sorulara itebildiğinden ona da çok sarmak istemiyorum. İyi olan verileri, olasılıkları daha çok kucaklayıp hayatımı daha yaşanabilir yapıp bir de öyle bakmak istiyorum.
Bir aksilik olmazsa Mavişehir'de bir 1+1 e taşınacağım. Dans veya dalmayı hobi edinmek istiyorum. Belki evcil hayvan. Yürümek/koşmak ve yüzmek ile sağlığımı tekrar kazanmak. Bir iş, meşgale. Başka insanlar; kendim dışı ilgi alanları. Kendimi unutmak istiyorum. Yeni kanallar açmak. Sadece minor bir görsel soru işaretiyle hayata bağlantımın kesilebildiğini gördüğümden beri yeni bir anlam edinmek istiyorum. Anlamları bile hikayelerinin estetiğiyle ölçen bendeki varsa başka adalar bulmayı, oluşturmayı.
Bir kayık, devirmeden. Daha iyi götürmeye çalışıyorum. Farkındalıklar, detaylar, düşünceler, uyku için alkole ihtiyaç duymak.. hayır..ben bir umudu benimsemek istiyorum. Hayatta en saf mutluluk umuttur. Bilmediğim bir yoldan olur belki de. Olursa, ulaşırsam.... eskiden çok daha fazla açım yaşamaya, korkmadan ana dokunmaya, bir düşün kuyruğuna tutunmaya.
Kısa bir yazı oldu
Oluyor öyle bazen :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder