İzmir'de korkunç sıcak bir yaz akşamındayım. Bu yazı bir süredir aklımda fakat tahminim ki bugün yazacağım versiyonu önceki günlerde yazacaklarımdan farklı olacak.
Her şeyi, başta kendimi en ince detayına kadar mantık şemasına döküp incelediğim bir yazı vardı aklımda. Sadece son 7 aydır takıldığım post göz çizdirme sonrası düşüncelerim ve gittiğim 10 küsür doktordan topladığım bilgiler ve kafamda farklı hiyerarşilerde ordu gibi takılan binlerce teoriden oluşmayacaktı yazı. Tüm okbnin, partnerlerinden mükemmeliyetçiliğin yıllar içinde oluşumunu inceleyecekti vs. Neye varacaktı? Hatırlamıyorum desem şaraba bağlamak saçma olur; daha yolun başındayız; ama gerçekten hatırlamıyorum. Çok derinlemesine birçok düşünce var fakat üst üste biniyorlar. Her biri en önemli şey olmakla hiçbir şey olman arasında gidip geliyor.
Bir cevabın tam olmaması, kesin olmaması beni peşinden koşturuyor. Peki kesin bir cevaptan korkmuyor muyum? O da mevcut. Mantığın ve realitenin bir riski vardır; sizi çıkmaz bir sokakta bırakabilir. Bir şey bulabilirsiniz ve o hoşuna gitmez.
İşte ben de realiteden, sürekli bir tür analizin, keşfin peşinden koşan, üstelik öncekilerden farklı olarak bu son yarıyılda gün içinde bile korkunç değişen halimle artık yapamıyorum.
Gerçekten ben olarak bu olayın içinden çıkmanın bir yolunu bulamıyorum. Bu kez kesin diyemiyorum hiçbir sonuca, vardığım sonuçlara dair ruh halim de oynayabiliyor. Çok zaman verdim. Öncekilerde olduğu gibi kesin bir cevaba varıp, mahkemesi, analizi, kabulu halledilip yola devam etmek istiyordum. Çünkü başka türlüsünü daha önce yapmadım.
Ama bunun bir sonu olduğuna dair artık pek bir düşüncem yok. Bazı teorilerimin ihtimali diğerlerinden çok çok daha yüksek ihtimalli ama bir şey yüzde yüz ya da imkansız olmadıkca benim için fark etmiyor. O nedenle burada tekrar lafı getirmeye gerek yok.
Farkındalıklarım anın üzerinde gölge gibi. Ne zaman akşam olacağımı kestiremiyorum. Umudumun da istikrarsızlık/kırılganlıgını gördüğümden beri ona da mesafe koydum sanırım. Eskiden karanlıktan korkardım. Şimdi hiçbir korkum dahi rol çalamıyor aklımdakilerden.
Yazma tonum umutsuz gelmesin. Yani içimde umutsuzluk var ama şurada yazdığım tonu aslında hayata uygulayabilsem kendimce bir zafer olur. Analizi, kendini hayata hayatı didik edip, detaycı bicimde incelemeyi, mantıksal çıkarımlar, somut olayları kesin cevaplarla çözmeler....cevaplar.. cevapların ve kabul edilmesi gereken keşfedilmiş realitelerin boyunduruğu...hayatı varlığım o kadar eksiltiyor ki benim için.
İhtimallerde birinci sıra olduğu için söylüyorum 0.50 astigmatta böyle olmak. Tabi kocaman bir sahne arkası var her şey gibi.
Ama ben kendim olmaktan, bu didik didik eden detaycı takıntılı halimden en net tabirle artık bıktım. Kendi benliğim olmasa, sokaktan biri olsa ağız burun girişir mahallemden kovardım hatta. Bırak da yaşayayalım be. En yukarı çıkabilecek, hasarsız versiyonun olabileceğine inanmadığın anlarda da yaşamak nasıl oluyor çöz artık.
Güzel şehirler, güzel görüntülü insanlar, adaletli şairane hikayeler...bunlardan başka bir kanalın yok muymuş senin? Anlam, insan sevgisi?
İnsanları sevmiyorum diyemem. Ama şaşırtan, özel diyebileceğim versiyonları çok az oluyor. İtiraf edecek olursam hala bir yerde, şu an ihtimaller her zamankinden uzağa düşmüş olsa da, beni kendimden uzaklaştıracak ve sadece görselin ötesinde de bana yaşamaya yetecek kadar bir "insan" sunacak birisinin var olma ihtimaline bazen inanasım geliyor. İnanmıyorum ama şarkı dinlerken falan kendime anlık satabilecek hale getirsem bile hoşuma gidiyor.
Ya anlam? O da tüm yaptıklarımızın aşağı yukarı hepimizde olan özellikleri inceleyince bağlantıların kurulabilmesinden ötürü gazı kaçmış soda gibi geliyor bana. Kendi varlığımız, kendi hikayemiz yani kendi egomuzun servisi dışında ağaca bir şey asmaya yeltenen kimse var mı ki dünyada? Belki çocukluğunu gördüğümüz için farklı bir şekilde bağlanan anne baba olmak halleri dışında.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder