Arşiv

Ekinoks

Beyaz bir sayfa açamayan halim gerçekten bugüne kadarki en kötü versiyonum oldu. Çok uzun bir süredir ne kadar domuz ve çekilmez biri olduğumun tarifi zor; kendim için dahi bu durum böyle. Bir de sermişlik ve bir tür vazgeçmişlik var ki başka birinde rastladığımda en sevmediğim haldir. 

Çok ama çok dengesiz her şey. Motive biçimde spora gitmişken başımı hafif eğip baktığımda; ya da az ışıkta hanelerinin dışına çıkmış görüntüleri gördüğümde... ne yöne ne kadar savrulabileceğimi kestiremiyorum. Her an bir tür tedirginlik içindeyim. 

Bu böyle değilmiş gibi sürüncemede yaşamak bir çözüm değil. İçimde bazen öyle bir cam patlaması duyuyorum ki her şey ince bir ipliğe bağlı gibi oluyor. 

Detaysız konuşacak olursam operasyondan yadigar kalanlardan düşük ışıktaki o ışık saçılmaları biraz astigmat biraz da kornea topografisinden ve okuduklarımdan anladığım kadarıyla High Order Aberrations kaynaklı. Tüm gün mevzu olan sıkıntı ise özellikle sağ gözdeki oblik sınırındaki astigmat aksinden kaynaklı. (30 derece ve üzerine oblik astigmat deniyor). Yani gözlerdeki ölçüme göre değişen ve 0.75'e varan astigmat derecesi kadar aksin 30 derece (20-40 arası ölçümler oldu) olması bence benim için durumu daha fark edilebilir yapıyor. 

Bu konuya dair tamamen kabullenici bir tutum izlemek istemiyorum. Lenstir, gözlüktür, belki farklı "düzeltme operasyonları"dır; hepsini ileride bir noktada denemeyi düşünebilirim. Ancak o ilerideki noktaya varmadan kendimi daha güçlü; ve eldeki var olan noktada daha "yaşayabilen" biri olarak görmek istiyorum. Çünkü belki ve olası ki hoşuma gitmeyecek öneriler ya da geçmişe dair tespitler de duyacağım ve ben daha iç dünyasındaki kaosu dindirmiş ve duygusal açıdan özgüvenli biçimde hamleler yapmak istiyorum. 

Bu nedenle de bu 42 günü kapsayan deneme süreciyle çıkageldim. Nedir bu? 

42 gün boyunca; yani yarından başlayıp 21 Mart Pazar gününe kadar duruma dair iç mahkemeleri, çıkarımları, düşünceleri durdurup aktif biçimde daha "yaşayan" bir versiyon olmaya çalışacağım. 

Yaşayan derken çok ekstrem şeyler aklınıza gelmesin. Ciddi bir süredir yok gözüm ağrırsa, yok telefonu hangi açıyla tuttuğumu fark edersem vs vs diyerek film dahi izlemekten kaçıyorum. Akşam olunca sokak lambaları ya da herhangi bir elektroniğin ışığın saçılması düşünceleri tetikler diye onlardan bile uzak duruyorum. Aynaya falan baktığım zaten yok. Ve bu farkındalıktan beslenen ama kötüye gittiğini iyiye iyiye gördüğüm hal beni yaşamdan daha da koparıyor. 

Öyle bir noktaya geldik ki hayata dair herhangi bir şeyi bile sadece tek tük uyku aralarında zifiri karanlıkta düşünebiliyorum. Muhabbetimin beni dinleyenler için tadı tuzu yok; yani atsan atılmaz satsan satılmaz bir vaka. 

Neyse, dediğim gibi bazı şeyleri geleceğe havale edip pro-yaşam yani yaşam taraftarı bir hale kendimi tüm gücümle ittireceğim bu 6 hafta süresince. 

Filmler izleyip farklı konuları takip etmeye çalışacağım. Her gün, belirsiz bir gelecekte daha iyi olacağımın ihtimali üzerine yürüyüşe, spora çıkacağım. Çünkü bir başka gerçek var ki; şu an ben çok zayıf ve donanımsız bir haldeyim. Bunu duygusal ve düşünsel anlamda söylüyorum. Tüm duygum bilgiye ve duruma bağlı; ve bu çok kırılgan; beni kitliyor. 

42 gün yerine aslında 80 günlük bir "yaşam çabası" planlıyorum ancak adım adım gitme kararı aldım. Bu süreyi gerçekten sanki bir maraton koşuyormuşçasına düşüneceğim. Hem de bazı endişe ya da düşüncelerin yerini gerçek veriler alacak ve pozisyonumu daha iyi bileceğim. Bilgi bazen korkutucudur evet; ve ben de zaten bilginin tamamını göğüslemeyi düşünmüyorum; ama tecrübem o ki; veri eksikliğindeki endişe hali de oldukça toksik bir şey. 

****

Geçenlerde iki gece otelin birinde kaldım. Bu tarz bir yazıyı yazmak için; her şeyden biraz izole olmak için oraya gitmiştim. Yalnızlıkta eskisinden daha zayıf olduğumu ve üretmekten ziyade dağıtmaya daha müsait olduğumu orada bir kez daha hissettim. 

Dün öğleden sonra ikinci bir otel denemesini kafamda tartarken ise son zamanlardaki en patlamaya hazır halimdeydim. Yazmayı düşündüğüm şeyler o kadar sert, kesin talepler içeren ve neredeyse intikamcı bir şiddet içeren keskinlikteydi ki; bu çocuk bence insanlardan uzaklaştırılmalı falan diyebilirdi okuyan. 

Bu son paragrafta verdiğim açıkla durumu biraz anlamış olduğunuzu düşünüyorum. Bugüne kadarki "sürünceme" hali bir çözüme götürmiyor. Her şey aslında bir yerde büyüyor; kendi içinde kırılıp duruyor ve istikrar namümkün. Bu gidişat cevap olamaz. 

Bu 42 günü, aynı uzun koşularda yaptığım gibi anı sorgulamak yerine olduğu kadar benimseyerek "olumlu" yönde yaşamaya çalışırsam en kötü ihtimalde bile elimde üç beş artı şey olur. Tek temel risk daha çok odaklanma içeren şeylerde belki daha çok rahatsızlık duymam olur. Ancak onun da sınırını görmem eninde sonunda gerekecek. 

Bu süre içerisinde aklıma gelen tüm olumlu şeyleri yapmaya çalışacağım. İrili ufaklı; normal benin uzak durduğu şeyler dahil. Belki gücüm olursa bir şeyler planlarım. Kendi dünyama katabileceğim ve şu anda sahip olmadığım her türlü yeni gündem ve çeşitli artı bir noktada işime yarayabilir. 

Instagram, Facebook, Twitter, hatta bu blog. Saçma sapan ve samimiyetle ifade edecek olursam bir halt olmayacak kadar yapısı bozuk ülke gündemimizin konuları beni oyalamaya yetiyor; ama hiç iyiye götürmeye yaramıyor. Bir an geliyor ne ülke, ne futbol...bunların hiçbirinin yeteri kadar umrumda olmadığını düşünmeye başlıyorum ve o an işte o camlar tekrar patlıyor. 

Tam olarak bir tür uyuşturu işlevinde bu kanallar benim için. Soruna asıl katkı sağlayacak bir şey sunmuyorlar; sadece sersemletip uyumanı sağlıyorlar. Ama ben her iç çukura düştüğümde daha da derine düştüğümü hissediyorum; apaçık görüyorum bunu ve o nedenle de gidişatı kökten değiştirmek istiyorum. 

Dijital kanallar ve yazmak alanlarından tamamen uzaklaşmak yerine onlardan yeni bir tür oyun kurmak istiyorum. Bunun nasıl olacağı da önümde uzanan 42 günde saklı. 

****

Eskiden olsa... 

Derdim ki; İzmire gidiyorum. Şunu şunu yapacağım. Ve şöyle sonuçlar alacağım. Kafamda zaten tüm taşlar bir şekilde yerine konmuş, planlanmış olurdu; iç sorular cevaplanmış; riskler öngörülmüş.

Şimdi işte tam da bunu yapamıyorum. Eskiden olduğundan çok daha fazla efor vereceğimi; mutlu olabilmek için; anın kırılmasını engelleyebilmek için çok daha derinlikli mücadele edeceğimi biliyorum ama o "kesinliği" artık veremiyorum. 

Evet haftasonu yasağında otoparka indiğimde veya gece ışık gördüğümde ne ile karşılaşacağımı biliyorum belki ama görsel odaklı bir şeye odaklandığımda ne kadar sorun yaşayacağımı (ağrı, konsatrasyon vs); sorundan nasıl kaçınacağımı ve mümkünse bile bunu nasıl karşılayacağımı tam kestiremiyorum; bu bilinmeyen kısım. 

Çok aslında düz bir düşünce var aklımda. Yettiği kadarıyla daha çok hayata asılıp topla tüfekle yaşamaya çalışmak. Çünkü bir yandan da; bu kadar çok korkuyorsan ve ümitsizliğe düşüyorsan sık sık; ne kadar daha kötü olabilir ki her şey? 

Gözle ilgili mevzulara daha güçlü olduğumu düşünmedikçe; mümkünse 42 gün boyunca kafa yormayacağım. Scoresheet tutar gibi bir şeyler okuyup izleyip, hatta göz yaşartıcı bir şey olur ama araştırıp, sporla kilo vereceğim. Bu benim planlayabildiğim kadarıyla alacağım zafer olacak. Nasıl ki, bir koşu yarışında eğer devam ederseniz o varış noktasına varacağını bilirsiniz; bu da öyle. Atabileceğim tüm golleri atmaya çalışacağım ve aslında doğamda olmayan bir istikrarla yapmaya çalışacağım bunu. Maçta gol diye attığım şeylerin ne kadar değer içerdiğini ve sonraki zamanlar için bana güç katıp katamayacağını göreceğiz. 

Önümüzdeki günlerde pek çok şey deneyeceğim. Bütün taşları kurcalayıp kendi oyunumu kuracağım. Oyunuma o aptal mevzu hep bir tür negatif risk getiriyor; onunla beraber idare edeceğiz ama; yok yani var. Zaten o var diye tüm bu yeni oyunu oynuyoruz. 

Neyse not defterimi çıkarıp o yapıcı planları yazmadan önce son derece basit, yapıcı falan olmayan bir şey söyleyip öyle kapatmak istiyorum bu yazıyı. 

Ben var ya... hayal kurduğu ölçüde idealistliğin verdiği bir yüzeysellikle, sadece dünyanın ve bazı kadınların estetiğine bakarak, oldukça basit; sadece doğasını hedonistçe yaşarak mutlu olabilecek birisiydim. Böyle abidik kubidik "hayat müdahaleleri...üstelik hayatıma da değil direkt doğama yapıla müdahaleler" nedeniyle mecburen düşünmek, ve o çok sevdiğim halimin dışına çıkmak değişmek zorunda kalıyorum. 

Empatisi de, kabullenmesi de, yamalı yaşamı, doğası da olmayan tanrının kafasında parçalansın. Öbür dünya falan varsa yetkili kimse kaçsın; tutmayın kocaoğlanı durumu yolda çünkü. 

Sevgiyle, 











Hiç yorum yok: