Bir süredir sürekli bir negatif halim olmasa da içten içe bir çürümeyi andıran büyük bir yorgunluğu içimde taşıyorum. O yorgunluğun abcsini buraya yazmam bir şeyi değiştirmez; o nedenle o kısmı geçelim.
Bu bloga bir yılı aşkın bir süredir göz konusu bir gölge gibi çöktü. Ben de blog dışı hayatımda da her gün, aslında her saat aynı konuyla beraberim.
Hayır, bu ilk değildi. Sadece benim başıma da gelmedi. Kayda geçen binlerce istatiğin biraz kötü sonuç almış tarafındayım ama başka birisi bu konuyu daha kolay tolere edebilirdi; bunun farkındayım.
Neden farkındayım? Çünkü bu oyunu daha önce oynadım.
****
Hep bir şeyler eksik oldu. Ben hep o an elimde olmayana üzülerek; onun üzüntüsüyle kendimi yaşamaktan alıkoyarak yıllarımı geçirdim.
Geçmişime dönüp baktığımda; insanların bana çokça dediği gibi "eften püften şeylere" takıldığımı düşünmüyorum. Takıntılarımın benim için neden önemli olduğunu bugün daha iyi anlıyorum. Ama aşikar olarak gördüğüm bir şey varsa da; ben kendimden hayatın benden eksilttiklerinden çok daha fazlasını alıkoymuş/alıp götürmüşüm.
İlkgençlik ilişkileri, okullara dair hatalı kararlar vs vs. Her biri çok önemliydi. Ve ben her birine o kadar üzüldüm ki; hayatı "eksikken" yaşamak imkansız gibi geldi.
Burası önemli. Çünkü "eksiklerle" yaşamayı bundan sonra öğrenememek gibi bir seçeneğim yok. Çok aradım; gerçekten yok.
****
Astigmata, astigmat açılarına, HOA'lara, olası nedenlere, olası gelecek çözümlerine dair dünya üzerindeki şeylerin çoğunu okudum. Dürüst olacaksam diyebilirim ki; tüm bu okumalara rağmen hala her paragrafta biraz yükselme ya da düşme riskini göğüs kafesimde hissediyorum. Ve tam da bu nedenle bilgi üzerinden ayağa kalkabilmek için hala fazla duygu barındırıyorum.
Başka konulara dair pişmanlıklarımı içimde nereye koyduğuma, onların beni hangi şartlarda, ne kadar etkileyebileceklerini artık biliyorum. Onlar kontrol altında. Ancak bu canavar hala benden büyük.
****
Ne olurdu farkındalıklar olmasaydı?
Bu kısımda yazacak o kadar şeyim var ki hiçbir şey yazmayacağım.
****
Ya hep ya hiç. Ortaokul ya da lisede psikiyatrın bende gördüğü risk. O risk bugün artık tehdit boyutunda. Var olanla, şanssızlıklarla, adaletsizliklerle, eksikliklerle... hem de onların her an farkında olarak, kendini üzüntü ve hayal kırıklığı duraklarına her seferinde terk etmeden, yaşamayı başarmak.
Çok zor. Benim için çok zor. Tabiat olarak bir türlü her şeyin çok farklı olabileceğini düşünmeden duramıyorum. İnsanlar "kendilerini anlatırken" değindiği çoğu şeyin nedenine pek de kafa yormuş olmuyor. Oysa her şey birbiriyle bağlantılı; insanların çoğu bunu görmediği için daha huzurlu. Neyi kaçırdığını, neyi neden dolayı kaçırdığını görmüyor, üzülmüyor.
Farkındalık bendeki mutsuzluğa çıkan kapının tek yanıtıdır gibi bir beyanım yok. Bunu bilecek kadar her köşebaşını dolaşmadım düşüncenin; ya da başka hayatların.
****
Herhangi bir nedenle yaşamak biraz eksildiğinde o tabloya bakan ve gülümseyen bir insan olabilmek bu hayattaki tek amacım, dramatik olacak ancak biraz da kurtuluşum.
Ama daha fazlası olduğunu bilirken; ve hatta hatırlarken; kendiyle bunu nasıl konuşmayacak insan?
Neyse... geçelim. Cevabı olmayan soruların yapıcılığı da yok.
Daha basit devam edelim.
****
Şartların değişmesi kısmi ya da tamamen değişmesi mümkün mü? Evet. Çok çetrefilli, belki zor, belki kısmi..ancak gelecekte hala bilinmeyen çok şey var.
Yani somut kanatta değişim bir ihtimal.
Soyutta, yani insanda değişim mümkün mü? Bunu bilmiyorum. Her şeyi somutla açıklayan ben, insanın algısını somuttan yardım almadan önemli ölçüde değiştirebildiğine mümkün diyemem. Ancak burada; somut değişken miktarı alternatif bir nokta oluşturabilir. Yani doğuda savaşı kaybederken batıda bir zafer kazansan; insan için hesabı değiştirir mi? O da başka bir bilinmeyen.
Peki ya zaman? Gelecekte bir değişim ihtimalinden kendine bir ip atacaksan mesela; aradaki eksik zamanın hesabını nasıl dert etmeyeceksin? Bunu da bilmiyorum. Ancak öyle bir yangın ki her şey bazen, yaşamı da öyle bir yangın kabul edip...kayıplarıyla; o gelecekten gülümseyen bir tabloya tamam olmam belki de mümkündür.
****
Gelecekte ve yapıcı olanda durmaya çalışalım şimdi. Ne yapmalı?
Çalışmayan şeyleri biliyorum.
* Mahkemeler kurmam işe yaramıyor; çünkü aklamak çalışmıyor; yetmiyor.
* Kendi doğama sevgim, hayranlığım ve ona dair bilgim bu kez baltayı taşa vurdu; yollar değil arabanın kendisi asıl problem haline geldi. Kendimi kendime özgüvenle teslim edemiyorum.
* Daha önceki problemlerde o soruyu pas geçerek (mükemmeliyetçilik) de sınavı verdiğim gibi bu kez olmaz. Bu kez etrafından dolanamayacağım; alternatif yaratamayacağım bir anti-mükemmel bir durum var ve o benim; o benim kalemim. Bu kez çizdiğim tablo değil; benim yeteneğim a-mükemmel olan.
Yani..
Başka bir algı lazım. Başka bir insan.
Merkezde kendim olamam. Cevaba ordan başlayamam. Finlandiya ya da başka konularda olduğu gibi yeni sayfa açıp oraya yazmam başlayarak bu sayfayı geçmiş olamam; çünkü yazan hala benim. Ve ben, eskisi gibi değilim.
Evet, kendime büyüteç tutmuyor olsaydım; bir simülasyonda bir Sims karakteri olsaydım; tablonun göstereceği sadece HP'si ve belli yetenekleri belki bir tık azalmış; ve kafası daha karışık, daha savaş içinde bir karakter olurdu; ve bu kadardı tüm drama.
Ancak, o büyüteç orada; ve ben; beni artık özel kılan; belki beni kendime hayran biçimde narsist kılan o artılarımı, farklılıklarımı yitirmiş gibi hissediyorum. Ve dorukta olmak dışında bir şeyi yeterince arzulayamıyor, onda anlam bulamıyorum.
Tespite saptık. Yapıcılığa dönüş....
Merkezde kendim olamam. Başka bir ada. Daha önce sahip olmadığım bir cevap. Kendimle daha az oynadığım; kendimin ezbere bildiğim arzularının dikenlerine daha sınırlı ihtiyaç duyan bir alternatif yaşam algısı.
Yazması zor, ancak neden bahsettiğimi kabaca tahmin ediyorum. Düşüncenin sonunu henüz getirmemiş olsam da.
Hayatın merkezine daha az kendimi koymayı fikren mantıklı bulmakla beraber uygulama noktasında karşıma nelerin çıkacağını da biliyorum. Tam şu an bile yazarken başımı astigmat aksisine uygun biçimde kırarak yazdığımı fark ettim mesela. Her gün, çok daha doğal ve su gibi sana ihtiyaç duymadan akması gereken anı bu tarz farkındalıklar (takıntılar) bölüyor.
Takıntılara karşı savaşın yolu kendini anı daha da güçlü kaptıracağın meşguliyetler. Üstelik bu favori uğraşın olan kendini didiklemek içermeyecek.
Neyse, yolun sonu.
****
Özetle bu hikaye çok zor olacak; çevremdekiler için de dahil; ve herkes; başta ben.. yorgunuz.
Çözümsüz değil. Çözüm belirsiz. Kesin çözüm odaklı bakmak çok riskli; ve geleceği belirsiz bir sevgiliyi beklemek kadar zavallıca.
Tek yol gerçekten değişim. Odağın daha az kendine bakmak ve düşünmek içerdiği; başka bir takım kanalların oyuna eklendiği yeni bir şeyler.
Artık kendine yetmiyorsun oğlum Doruk. Biraz durum o. Bunu git bir kız bul; aile kur vs diye söylemiyorum; o kanallara sırt çevirmesem de. Daha basit anlamıyla; kendinden öte yollarda anlam bulman lazım. Önceki problemi çözerken onsuz da hayatı idare edebileceğine kanaat getirip salladığın anlama bugün kabak gibi ihtiyacın var.
Gelecek hayaline başka şehirler, kitaplar-filmler, kadınlar, hikayeler, iç barış vs gibi cevap verip huzurla kitabı kapayamazsın; bu kendi kurallarını kendi kabullerine göre koyduğun bir oyun olmaktan çıktı.
Şimdi düşündüm de....of of çok yol var. Tüm iç yargılar, kabuller, ana, başka insana, kendine verdiğin puanlar, özgüven durakları, kendine din bellediğin kabaca tüm mükemmeliyet ya da adalet içeren tüm gereksinimler...neredeyse hepsinin revizyonu lazım.
Ve gel anlaşalım. Sen bunun onda birini bile yapacak durumda da değilsin; tabiatının işleyişi de böyle bir istikrara müsait değil. O nedenle diyorum; bu kez yanıt sen değilsin.
****
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder