Arşiv

Aynalı Oda

1.Yarı

"Fular Parçalamak" benzeri bir yazı daha önce pek yazmamıştım. 10+ senede 1000'in üzerinde yazı yazdığım bu platformda arada "ağzıma geleni söyler" tipte yazılar araya kaynamıştır; ancak çoğunu geceyarısı yazıp en geç sabahına daha kimse pek okumadan yayından kaldırmışımdır. Bu kez de öyle olabilirdi ancak sabah uyandığımda bu kez silmek istemedim. Açıkçası tekrar da okumadım. Çünkü okusam çoğu kısmını "aşırı" veya "ortalama fikrimden öte" bulup yumuşatmak isteyecektim. Oysa hayli de sık yaşadığım bu iç patlamaların varlığını artık kabullenmeliyim gibi geldi. Bir ülkede zaman zaman yaşanan terör olaylarını düşünün. Bir patlama günü ülkenin ortalama halini temsil etmez evet; ama bir gerçeğidir. O ülkede istikrarlı bir huzur yoktur. Neyse, yazının kalmasının nedeni bu. Bugüne gelelim.

Bugün, kendimce bir şeyleri değiştirmeye başlayarak bir başlangıç yapıyorum. Kafamda dallı budaklı bir iç diyalog da yazılı duruyor ancak onu buraya yazmamayı tercih ediyorum. Süreç içerisinde kalıcı gülümsemeler veya en azından ilk etapta güçlenmeler içerecek gelişmeler olursa bu platform haricinde sizlerin çoğuyla zaten zamanı geldiğinde konuşuyor oluruz. 

Bir tanıdığım, hayli bir süre önce bana, göz konusu sende bardağı taşıran o damla oldu demişti. Zaman içinde kendi içimde konuyu tarttığımda buna hak verdim. Ben bir futbol takımıysam; bu takım aslında hayli uzun süredir farklı açılardan güç kaybediyordu. Beklentilerini, algısını revize ederek bir şekilde maçlarda var olabiliyordu ancak nasıl desem, bir zamanlar 3 tane gol atabilecek oyuncusu kadrosunda varken son zamanlarda bu 1'e inmişti. Kendini çok iyi tanımanın avantajıyla sonuçlar alan; kısıtlı sistem takımlarını düşünün; biraz ona benziyordu tablo; ancak işliyordu. Göz mevzusundan sonra ise sanki o kadronun tek gol atan oyuncusu sakatlanmış gibi oldu. Takım gol atmayı bırak; gol atmanın hayalini bile kuramaz hale geldi. Maçı oynamak anlamsızlaştı. 

****

Eldeki tablonun şimdiki zamana dair en özet hali bu. 

Oyuncu sakatlıktan dönemez mi diyenler olabilir. Takım doktoru çok ümitli de değil tam ümitsiz de değil. 0.75 civarı oblik astigmat ve topografiye bir daha bakmak istemediğim için detayına girmeyeceğim High Order Aberrations (HOAs) konusunda hamleler mümkün. Gündüzleri lens ile, akşamları ışık saçılmalarında gözbebeğini küçük tutmaya yarayan "Alphagan" isimli brimonidine içeren göz damlası ile problemler teorik olarak adress edilebilir duruyor ancak tüm bu senaryolarda pek çok acaba da mevcut. Ve ben bunlara yelken açmadan; şimdiki hal ile barış imzalayıp olası iyileştirmeler ilerde gerçekleşirlerse onlara artı olarak bakmak istiyorum. 

Ancak, duvara çarptığımız noktalardan biri farkındalıklar. Şu yazıyı yazarken bilgisayarın sağ kenarının daha ileride konumlanmış olmasının tesadüf olmadığını biliyorum. TVyi neden o koltuktan izlemeyi sevdiğimi, insanları dinlerken hangi açıda konuşlanmış olursam daha iyi konsantre olacağımı, gözkapağı yorgunluktan düşmeye başladığında telefona bakarken ışığın uzandığı açıyı ve başa sardıracağı acabaları vs. vs. Bir de akşam saçılmaları var. Artık tvde izlediğim karakterlerin siyah gözbebeklerinin ortasındaki ışığın saçılması bile beni olağan içeriğin dışına çekiyor. Balkona falan zaten çıkmıyorum. Herhangi bir yere taşınmayı düşünsem ilk yapacağım şey evin manzarasının bakacağı ışık kaynakları olur. 

Neden farkındalıklar dedim? Çünkü yukarıda bahsettiğim şeyler sadece bana özgü değiller. Akşamki ışık saçılmaları daha az rastlananan bir konu ancak oblik astigmat vb mevzular ile başka insanlar farkında olmadan yaşıyorlar. Çoğunluğu bu durumun onlarda yarattığı somut tercih değişikliklerin farkında bile değiller fakat ben artık neyin neden olduğunun farkındayım ve beni asıl yoran konulardan biri bu. Operasyondan sonra bu abnormalitelerin farkında değilken; İsveç'i düşük ışıkta ve gece karanlığında gezip yüzlerce fotoğraf çektim. Aralıkta bir ara her gece koşuya çıkıyordum vs. Şimdi ise perdeyi bile açmaktan kaçınır durumdayım. OKB konusu ile bu somut mevzu net bir kombinasyon yakaladı ve benim son zamanlarda yapabildiğim şey kendi ordumu geriye çekip meydanı onlara teslim etmek oldu. 

Prozac'a ufak dozlarla da olsa tekrar başlamayı da düşünmedim değil; çünkü OKB göz konusu dışında da beni çok zorlayan bir durum ancak Prozac vb ilaçlar gözbebeğinin daha da büyümesine neden olan yapıdalar. Yani şimdilik yukarı tükürsen... aşağı tükürsen... durumu var. 


2.Yarı 

Son yıllarda sırtıma çantayı atıp bir bilinmeze gitmek; ertesi gün bacağımı kaldırırken dahi önceki günün tatlı yorgunluğuyla uyanmak benim kendi ufak dünyamda yarattığım ve sevdiğim ritüellerdi. 

Ritüel dedim ama aslında bunlar benim kendime yazdığım reçetelerdi. 

Benden beklenilenlerle, umulanlarla, toplumla....zamanın kendisiyle...aslında her şeyle tam da uyuşmamış birisi olup çıkmıştım. 

Geçmişi önemserdim. Ancak o gün hissettiklerim sebep değildi. Bir zamanlar, daha hisseden daha romantik ve çocuk versiyonumu kırmamak için geçmişime sahip çıkıyordum. 

Çünkü sonraki halim hiçbir şeyin çok da anlam yüklenecek kadar değerli olmadığı sonucuna varmıştı. Ve ben, en azından geçmişte bir yerde kurulmuş yurt/ev düşüncelerinin bozulmadan kalmasını istiyordum. 

****

Büyük Umutlar ve Kafamda Bir Tuhaflık. 

Bu iki kitabın kendileri kadar isimlerini de severim. 

Birisinin ismi o genç yaşımdaki halimi anımsatıyor bana. 

Diğerinde ise son yıldan önceki halimi görüyorum. 

Yalnızlığın tehlikeli bir şey olabileceğini son yılda düşünmeye başladım. Göz vs ne olduğunu anlamaya çalışırken; olası onlarca senaryoyu ve geleceği kafamda oynatırken kendimi ilk kez böylesine "yok" hissettim. 

İnsanın hikayesi tek oyunculu olduğunda; o oyuncunun herhangi bir sıkıntısında bütün hikaye kilitleniyor. 

Burada sarmal halinde konuştuğum konular ve sosyal medyadaki hiçbir kalıcı tad bırakmayan bir yığın şey... çok yetersiz kaldılar. 

Sırtına çantayı atıp bilmediğin bir yerde kaybolmakla çözülmeyen konular var. İnsanın, kendisiyle de arası bozulabiliyormuş; bunun bende yaşanacağına ihtimal vermezdim. 

****

Yazmak istediklerimin yüzde birini oturduğumda yazamıyorum. Oysa aklımda çok fazla şey uçuşuyor. Ancak biliyorum ki; artık çok da uzun süre beklemeden; çok daha güçlü birine evrilmem gerekiyor. 

Önemsediğim, takıldığım konuların asıl ağırlıkları nedir; ne yönde değişirler; neler yapılabilir; bilmediğim çok şey oluştu. Ve aşikar ki; ölçüp hesaplayamadığım her şey benim için problem yaratıyor bu hayatta.

Ancak bildiğim şu var ki; benim şimdiki takımım, halim, özelliklerim, opsiyonlarım...yani bu versiyonum...şimdiki rakiplerime karşı zayıf kaldı; yetmiyor. Yıllarca bu oyunu oynayabiliriz ama her geçen gün, ay fark daha da açılır. 

O nedenle işte bir şeyleri değiştirmeye başlayacağım. 

Net zarar yazan alışkanlıklardan başlayarak; bir şey üretmeyen hallerime; beni sarmala muhtaç koyan değiştirilebilir takıntılarıma ve belki bir gün iplerin bende olmadığı takıntılara kadar..

Yazmanın benim için yapıcı bir işlevi olduğuna inanmadığım sürece bu tarz yazıları artık yazmak istemiyorum. 

Dünyadaki zibilyon tane konuya dair daha başka şeyleri konuşmak, tartışmak, artık sürekli kendimi gördüğüm bu aynalı odadan bir şekilde uzaklaşmak. 

****

Dün kağıt kalem aldım; bugün değilse bile süreç içerisinde hedefler, hayaller belirleyip madde madde yazmak istiyorum. Çok fazla hayalsiz, korkular içinde sönük bir yaşam formuna evrildim; bu benim hala hatırladığım eski halime hiç benzemiyor. Hayal kurmadan, öylesine yaşamak bana uymuyor. Evet korkuyorum; ama bir şekilde bir şeyler yazacağım o deftere. 

Blog vb uzun süredir denenmiş ancak "yeni bir şey" sunmakta başarısız kalmış uğraşları ise askıya alıyorum. 7 ay sonra 30. yaşımda olacağım. Şu gidişatı, şu gerçeklerle çevriliyken; mutabakatı bozulmuş yalnızlık da katkılı şu kırılgan versiyonuyla; aynalı odasında izleyip bekleyen tipe seyirci falan kalamayacağım. Yaşamla insanın arasındaki ilişkinin böyle olması kabul edilebilir şey değil. 

Umarım daha eğlenceli, daha zengin mevzularla; daha yaşama dair anları beklediğimiz bir yerlerde buluşalım. 










Hiç yorum yok: