1- Takıntı ve uzantıları
2- Bu yaşa kadarki hikayelerimden çıkardığım analizler
3- Psikoloji, siyaset, felsefe, insan vb başlıklar üzerinden çeşitli konulara dair aklımda taşıdıklarım
4- Biraz mizaha yakın bir tonda gündelik konulara dair notlar
Bugünlerde yazmak benim için bu dört başlığa ayrılıyor.
1.başlık üzerine yazmayı en sevmediğim ancak en baskın olanı. Burayı da ele geçirdiği için artık içimden pek yazmak gelmiyor. Ancak aynı zamanda onu yazmak ve çözmek zorundayım. Buradaki en kritik ve belirleyici başlık o.
2.başlık çok dallı budaklı; yazarken ve bittikten sonra keyif alacağımı, rahatlayacağımı düşündüğüm bir yapıda. 1. başlıkla aralarında bir köprü de var. Ekim'deki 30 yaş durağından önce ona dair bir şey yapmak istiyorum. (Aşağıda biraz anlatacağım..)
3 ve 4 ise aslında hayatımın geri kalanında yan yemek olarak uğraşmak istediğim başlıklar.
****
Bugün yolda yalnızlık konseptini tartışan, mizah dilinde bir podcast dinliyordum.
Aklıma eski arabesk yalnızlık ütopyam ve artist tavırlarım geldi. Attila İlhan şiirleri misali bir hayatı şairane ve dolayısıyla çekici buluyordum ve az buz değil 20 yaşlarına kadar her biri ayrı facepalm sebebi; hala FB bana hatırlatma yaptığında gördüğümü teker teker sildiğim durum güncellemeri paylaşıyordum.
Yalnızlıkla yaklaşık son 2 seneye kadar pek de fena bir ilişkimiz olmadı. Çoğu insanın ana ve yaşama hakkını vermeden yaşadığını düşünüyorum. Hep ölçülü seçimler, yarı akılla bulunulan ilişkiler, yarım doldurulmuş bardaklar... Nasıl bu dünyada işlerin neredeyse tamamı layıkıyla yapılmaktan uzak kotarılıyorsa; anı değerlendirmede de biraz öyle durum.
Yalnızlık ise tüm bu vasatlık tercihinden bazı fedakarlıklar ve tavizler karşılığı insanı uzak tutuyor. Daha özgür biçimde dolduruyorsun anı; insana biçilmiş olan ölçüler ve düşüncelerle sınırlandırılmıyorsun ancak her şey de biraz sessiz, hüzünlü ve yosun tutmaz kalıyor...orası öyle.
Tabi yalnızlık fonksiyonundan maksimum getiri için sizin özfarkındalığınız, kendinizi tanımanız çok belirleyici bir faktör. Neleri ne kadar sevdiğinizi, neyin size iyi geldiğini, günün saatlerini ve sizdeki etkisini yalayıp yutmuş biriyseniz bu takas anlamlı oluyor. Kendinize dair pusulasınız hasar gördüyse ise yalnızlık diğer tercihlere göre eksi getiren bir sisteme evriliyor.
****
Bu aralar uzun bir kitap gibi sunabileceğim; utandıklarım dair kendime dair tüm çözdüğüm şeyleri; durumumu, düşüncelerimi, takıntılarımı biraz dandun giden samimi bir günlük gibi yazmayı kafada kurguluyorum. 30 yaşı öylece bir ikinci kitap gibi kenara dökmek iyi gelir diye düşünüyorum.
Geçen gün akşamüstü sahilde bir banka oturup öyle bir şey yazsam konu başlıkları ne olur diye bir beyin fırtınası yapayım dedim. 10 dakika içinde 4 tam sayfa madde yazmışım. 16 satırdan desek 64 madde. Sonra bisikletlere doğru giderken de 3-4 tane yolda durup ekledim. Bugün aklıma biraz daha geldi; henüz not almamış olsam da...Kıssadan hisse her şeyin aslında sabit ve kaybolmayacak kadar çakılmış biçimde aklımda hazır olduğunu deneyimlemiş oldum.
Ancak yazmak benim için çok zor da bir şey. Zaten konu başlıklarından birkaçı da bu zorlukla ilgili. Kendimin günün hangi saatlerinde, ne kadar aç/tok, ne kadar ışık altında, nasıl ortamlarda/nasıl ortamlardan sonra daha iyi yazdığını biliyorum. Ancak bu kadar bilgi olması insanı daha da mükemmeliyetçi, zor bir karaktere çeviriyor. Sürekli elinde kırılmaya müsait bir testi taşır gibi yaşamak diye anlatabilirim bunu. Ve ürün çıkarması o kadar zor oluyor ki; yaşarken nefret ediyorsunuz hayattan.
Tüm bu takıntıların, geçmişten gelecekten gelen hatıra ve kaygıların, insanı bağların ve hatta sosyal yaşam belirsizliklerin olduğu bu günlerde bir de kendimin o hayatımı aslında parsellemiş mükemmelik fetişizmiyle uğraşamayacağım bu kez. O nedenle ilerleteceksem dahi; şimdilik gelecek düşünmediğim; öylesine bir ilişkiyi yaşıyormuş gibi yazmaya çalışacağım öyle bir kitabı. Öyle bir şey realize olursa zaten buradan haber veririm.
****
Çemberin daraldığını söyleyebilirim. Eski bildik ilaçlarımın yarar getirmediğini daha çabuk ve bariz biçimde gördüğümü ve çoğu zaman yorgun/sabırsız olduğumu. Pek inanmadığım değişim de şart üstelik.
Neyse..
İstikrarlı şeyler yapmakta neden zorlandığımı artık daha iyi görüyorum. Her şey gibi onun da nedeni, kırılımı, var olsa da olmasa da çözümü açık. Hayatı olduğu gibi net görmek için mantarın sağladığı konsantrasyonu ya da sevişme veya bir spor aktivitesi sonrasının arınmış zihnini beklemek illa ki şart değil; yalnızlığın bir artısı da bazen o kadar çok kazıyorsun ki... geçmişte bulduklarını hatırlıyorsun.
****
30 yaştan sonra en sertinden en yumuşak konusuna dair her şeyi konuşmak için bir podcast. En sahici korkuların gülerek anlatıldığı, en bayağı konuların o günkü en mühim şeymiş gibi konuşulduğu...öyle de bir hayal var ama şimdilik kurması güzel seviyesinde. Daha taşlar oturmadan, yeni beslenme kanalları edinmeden olmaz o iş. Neden derseniz, daha kolay; bana daha uygun, insan dahil her tablonun her saniye olan değişimini yazma işinden daha uyumlu kotarabilecek; anın dinamizmine daha yakın bir konsept olduğunu düşünüyorum.
Yes, itiraftır. Yazmak şu an kollarını açmış hazırdaki sevgili misali...bana daha uygun bir potansiyel gördüğüm anda evrimden gelme bir vefasızlıkla ona belki haber bile vermeden arazi olacağım. Biliyorum. Ya da yok ya. Haber veririm. Yani veda temalı bir yazı yazma fırsatı varken benim gibi biri bu fırsatı kaçırır mı?
Kam on :) Buna kim inanır ? .... (Burhan Altıntop ile hayatımın gittikçe benzerlik içermesine dair bir paylaşım için ya 4. maddeyi ya da podcasti bekliyorum)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder