Uzun bir yazı olmayacak. Detaylı, kendini anlattığından emin bir final yazı olsun diye düşünmüştüm ama öyle bir anı kovalarken günler geçiyor. Ve ben şimdiki varoluş halime bir gün daha tahammül etmek istemiyorum. Bu nedenle bu yazıyı önümüzdeki 45 dakika içinde tamamlamalıyım ki ertesi güne sarkmasın.
İnsan ne ile yaşar? Cevabını bulamadığım; senelerdir farklı duraklarda bulup bulup kaybettiğim bir soru bu. Göz konusu büyükçe bir vesile oldu; ama her şey onunla başlayıp bitmedi tabi ki. Sorunun en büyük çukuru mükemmeliyetçiliğin kırılgan olmasına bağlıydı. Her şeyde; her alanda..
Başka bir insanın belki farkına varmayacağı bu göz olayının bende takıntı yapması da bu nedenle.. önceki diğer mevsimlerin bende yıllar sürmesi de. Affınıza sığınayım; artık anlatmakla bile uğraşmak istemiyorum.
Cevap bende değil. Sorun da burada. Ben kendimi tanıyorum ama kendimin tanıdığım hali bu duruma uygun değil. Bir şeyi tam güvenceyle analiz edememiş, anlayamamış olmak; her şeyi; gelecek düşüncesi dahil her şeyi bende kırılgan kılıyor.
Durumun ne olduğu değil önemli olan; bendeki karşılığı. Ve ben; 2009 sonbaharından beri yazdığım bu blogda kendimi ezberlemiş halim, düşünce tarzım ve yöntemlerimle bu çukuru sadece derinleştirebilirim.
Okuyucu adına bir empati yaptım şimdi. Endişeniz olmasın; kelime seçimleri belki dramatik dursa da sadece evi kendimden uzağa taşıdığımı anlatan bir yazı bu. Aslında depresif bir yanı yok.
Neden bahsediyorum? Burada yazmak, her şeyi anlamaya, analiz etmeye çalışmak; kendini yaza yaza daha da güçlendirip var etmek...bunu istemiyorum. Bu blog bir araç; amaç değil. Bu blogu yazmak veya başka bırakmayı düşündüğüm alışkanlıklar; benim şimdiki varoluşumu körüklüyorsa onlar gider. Ben yeni bir kıtaya; şimdiki halimden uzak; değişik kelimelerle konuşan ve daha kolay var olabilen bir insana ihtiyaç duyuyorum. Özeti budur aslında.
Bir çukurun etrafında dönüp durduğumu yazdığım bir şey yazmıştım sosyal medyaya bu konu ilk doz arttırdığında. Evet olan o. Bu her teoriyi avucunda tutan ve birbirine bağlayıp anlam kovalayan versiyonu sevmiyorum ben. Şu anda bile kafamda onlarca teori mümkün dolaşıyor. Bazısı yüzde 80 bazısı yüzde 1 ihtimal. Ve hepsi onlarca farklı dala çıkıyor. Bir örümcek ağı gibi; tam kontrolü elde etmekten her zamankinden uzak olduğum.
En basit göz problemi bile ilgi dağınıklığı başta bir çok sorun yaratabiliyor. Ufak dediğimiz şeyler competitive ortamlarda önemli farklardır. Bence insanlar bunu hep atlıyorlar. Her şey birbirine çok bağlı. Her şey açıklanabilir bu hayatta. Ve bundan nefret ediyorum. İlişkilerimde de nefret ettim; şimdi kontrolümün soru işareti olduğu kısımda da nefret ediyorum. İpi benim tutmadığım şeylerin hepsinin farkında olup dallar arasında oradan oraya atlamaktan da; kötü biten hikayelerin detaylarını bildiğimi düşünüp izlemekten başka bir şey yapamayabileceğim düşüncesinden de nefret ediyorum.
Çoğu insan yaşıyor. Bu kadar her piyonun altına bakmadan. Daha fazlasını elde edebilecekken dahi neden elde edemediğini görmeden huzurla dolduruyor anını. Ben o huzuru istiyorum. Sadece gücümün olduğu şeyleri görmeyi; tüm toprakları kazmamayı.
Var olduğum bu kıta; tüm bu içimi dış eden yazılar; her köşe başında kırık ya da kırılabilir dallar; gecenin içinde bilmediğim bir anlamsızlığa yakın öylece oturan halim.
Bu halimi biliyorum ben. Ve bu halimle devam etmeyeceğim.
Hiçbir şeyin yarın sabah daha iyi olmayacağını; daha iyi olsa bile öğlenine pata küte ya da yavaş yavaş düşmeyeceğimin garantisi olmadığını biliyorum. Öyle bir düşüm yok. Ben sadece bu düşünce şeklimle bir savaşı başlatıyorum. Başka kıtalar. Başka insanlar, hikayeler, konular...bilmiyorum. Çok zor olacak. Çünkü defalarca relapse yaşanacağına da eminim; anın özelinde. Kendimi kandırıyormuşum gibi gelecek.
Ama gerçekten artık bana iyi gelmeyen bir sevgiliden ayrılmak gibi bir şey bu. Karşılıklı sigara içip hayatımızın boka batışını trajikomik şakalarla izlemek istemiyorum. O edebiyatı istemiyorum.
Çözümü kovalamak; kendim dışında kıtalar keşfetmek ve bazen çözümsüz olunduğunda yine de içten gülümseyebilmek. Tek temennim budur.
25 dakika. Tüm günün beklentisi sadece 25 dakikada eksiğiyle varıyla buraya döküldü. Daha geceyarısına 20 dakika var ama ben o kadarına bile tahammül etmek istemiyorum.
Ufak bir eklentiyle/düzeltmeyle son söz tekrar olsun:
Korkuyu yenip çözümü kovalamak; kendim dışında kıtalar keşfetmek ve bazen çözümsüz olunduğunda yine de içten gülümsemenin yolunu bulup, hayatı en azından içtenlikle dokunmak isteyeceğim kadar yaşayabilmek. Tek temennim budur.
Cevap burada değil. Bir gün cevaplar edinirsem belki gelirim; belki de gelmeden kendi halimde; uzun uzun varlığımla mutlu olurum.
Herkese iyi yol dileklerimle..
ve kapanış.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder