Arşiv

Temmuz / Perde 2

Birkaç gün önce Villakent'teki eve, yaklaşık 1.5 yıl önce buradan giderken işimin bittiğini düşündüğüm bu eve geri geldim. İzmir'e geleli aylar oldu fakat bu ev inziva içerdiğinden ve benim kendimle olan barışım artık şüpheli olduğundan bunca zamandır şehir içindeki babane evinde konaklıyordum.

Objektif biçimde tabloya bakarsak insanın suratı asılıyor. Burada bir kitap yazıp 30+ kilo verip kendimi tamir etmiştim ben. Umudum ve hayat kabulüm de yenilenmişti. Şimdi tüm kazanımlarımı geri verdim. Üstelik en büyük güvencelerim olan kendimin ne olduğunu biliyor olmak, umutlu olmak ve en azından kendi algımla "tam sağlıklı" olmayı da arada yitirdim.

Saat 11'i geçti ve bu yazı kendi içinde sembolik bir anlam taşıyor. O nedenle yarına sarkıtmadan bu saat içerisinde bitireceğim.

Şöyle ki; kabaca 2.5 yıl önce kış sonu/bahar başı, Villakent'e ilk geldiğimde de iyi başlamamıştım ben. Haziran sonunda kendimi tokatlayıp temmuzda iyiye gidişi başlatmıştım.

Bugün, o günkü hikayenin benzerini tekrarlamak için eksiklerim var. O gelişimde ne yapacağımı biliyor ve kendime inanıyordum. Önümde kendi düşüncelerim dışında bir risk yoktu. İpler bendeydi; haliyle umut da bana bağlıydı. Bugünkü tabloda ise bilmediğim, normalde tercih etmeyeceğim bir tür oyunu oynamak zorundayım.

Oyunda bilmediğim taşlar var. Gözle alakalı taktığım duruma dair düşüncelerimi bilmediğim gibi hangi yoldan gitmem gerektiğini de tam seçemiyorum. Psikoloji yoluyla takmayı azaltmaya çalışmak vs. durumun ne olduğuna ve ilerde ne yapabileceğime dair pozitif bilgi, güvence kovalamak. Sadece bu ikilem üzerine sayfalarca yazarım ve birinci kutuya geri döneriz. O nedenle bu bataklığa girmeden çıkıyorum.

Bendeki sıkıntılardan biri somut data ve kesinlik barındırmayan oyunları gerçekçi bulmamam. İnsanları birbirinden ayıran şeylerin kimya formulü gibi olay olay durum durum kağıda dökülebileceğini düşünüyorum. İnsanların "his" dediği her oluşumun doğum ve gidiş yolu bence açıklanabilir.

Gerçekliğe dair düşüncem bu olduğu için; içinde bulunduğum negatif durumun da çözümüne ve dolayısıyla umuduna sadece somut durum tespiti ve cevaben yapabilceğim hamleler belirlenirse ikna olabileceğimi görüyorum.

Fakat bir diğer gördüğüm şey de; tüm bu farkındalık ve her saniye anı durdurup analiz kovalayan halin yaşamı yaşanmaz kıldığı. Bir şey yazmaya ya da okumaya çalıştığımda başımın aldığı açılı pozisyonun farkına vardığımda astigmatism, bvd, vertical heterophoria, eye alignment, facial symmetry vb terimler kafamda yarışa başlıyor. Hangisi hangisinden etkilendi; kaynağı, oluşumu, mahkemesi, olası çözümleri, bendeki takıntı ağırlığı vs..

Şöyle ki atıyorum bunlardan biri ilgi dağınıklığına veya görsel keyife vs. etki ediyor olabilir fakat bu etkinin ölçüsünün ne olacağını görebilmek için bu farkındalık/takıntı halinin normal seviyelere dönmesi gerekiyor. Tüm tespitlerim, ölçümlerim ve haliyle duruma cevap vermeye dair ne hissettiğim ne umut edebileceğim vs. suya yazı yazmaktan farksız hale geliyor.

Mutsuz olacaksam, aklım bir karış havada olacaksa dahi nedenini görmek ve anlamak istemiyorum. Tüm insan ilişkilerimde de işin tadını kaçıran şeydi bu. Hayatla birlikte akmak denilen şey çoğu zaman soru sormamak ve aynayla konuşmamayı içeriyor. Düşüncelerden azad olabilmeyi ne kadar çok özledim; anlatması güç.

Neyse yazının amacı özledim edebiyatı yapmak değil.

Bu içinde bulunduğum çukur, bu her an aklımda olan sorgulamalar, hayattaki tüm işlere korkuyla yaklaşımım; cevap değil. En ufak bir işte ilgim dağıldığında olayın ne kadarı endişelendiğim gibi somut görsel durumlar nedenli oluyor; ne kadarı benim farkındalığımın bıraktığı endişe nedenli..sıkıcı konular bunlar.

İlk yazdığım kitap son bir edit için çok uzun zamandır bekliyor. Yarım gün ayırıp onu tamamlayacağım. Malum durum o konuda da beni biraz durduruyordu. Ya endişelerimi büyütecek derecede zor bir çaba haline gelirse diye. Ama uzatmayayım; birkaç gün içinde ilk kitap son haline geldi bilgisini alırsınız.

Sosyalleşmenin en azından kızarkadaş kısmı için daha ileriki basamaklara geçmek lazım. Önce bu all time worst hale gelmiş fiziği biraz toplamak beklentileri realistik kılar. Kızarakadaş veya öteki sosyalliklerin ne kadar olumlu getiri sağlayacağından emin değilim; fakat yokluklarının çözüme yaklaştırmadığını biliyorum.

Suyla daha haşır neşir olabilirim. Yüzmek, dalmak. O aşama çok uzak değil ama şu andan bir tık daha ileri level a geçmemi gerektiriyor.

Prozac'ı da bir süredir bıraktım. O konuda da ne yapmam gerektiği konusunda kararsızım diyebilirim.


Yarın sabahtan itibaren yapabileceğim çözüme yaklaştırmadığını gördüğüm tek başına yemek+alkol ikilisi üzerine hayat kurmayı bırakıp; umudun beni bulmasını nafile beklemeden başta kitap vb işleri yapmaya başlamak. Her türlü olumlu hamleye ihtiyacım var. Herhangi biri işime yarayabilir.

Oturup kafanda senaryolar oynatınca hepsinin tepesinde soru işaretleri beliriyor.  Fakat ben bu çukurda çok uzun zamandır duruyorum; ve gerçekten bu çukurun düşünerek bir çıkışı olmadığına kanaat getirdim.

Sonunda mutlu olup olamayacağımı bilmeden gitmem lazım. Başka bir yol bulamadım. Herhangi bir insan gibi varolmamı dayandıracağım kanalları arıyorum. Göz ve bağlantılı sorgulamalar bendeki kanalların yetersizliğini ortaya çıkardı. Ama bende keşfedilmemiş olan ne var bilmiyorum. Olduğunu da pek sanıyorum diyemem ama dediğim gibi sadece bir kara ya da karalar bulana dek yüzeceğim. Olabildiğince kendime soru sormadan, durup ani değerlendirip neden-sonuç ve ihtimaller oyununu oynamadan, her şeyi yapabildiğim kadar yapacağım.

Korkularımda zaten her türlü kötü senaryoyu yaşıyorum. Böyle olunca, yolda iyisine rastladığımda ödülüm olur. Bana hiç uymuyor bu çıkışı olup olmadığını bilmediğin sokaklara doğru yürümek. Orasını anladınız. Ama bu kez kendi oyunumu oynamıyorum. Ve kendimi içinde bulunduğum bu oyunda kazanmanın ya da daha realist bir ifadeyle bugünden daha iyi bir ana ulaşabilmenin tek yolu işe yaramayan aynaları buldukça kırıp yürümeye devam etmek. 

23.59 :)






Hiç yorum yok: