Buraya yazmayı haftalardır bekliyorum.
Çoğu insana göre meşguliyetlerim 4'te1'dir fakat benim alıştığımın çok üzerinde. Hem zamanı ayarlayamıyorum hem de bir türlü yalnız kalamıyorum. Yalnızlıkla aramızdaki garip bir şey olmuş. Eskisi gibi pek de sevmiyorum onu; fakat yokluğunda da arıyorum. Diğer insanlarla olan iletişimim kendi içimdeki konuşmalara kıyasla daha az doyuruyor beni. Aslında mutluluk da vermeyen, tam da şu anda kavuştuğum o yalnızlık halimi özlüyorum diyemem ama arıyorum; ona ihtiyaç duyuyorum.
Bir rutinin içinde bir yemeği tam da anlamadan yermiş gibi hissediyorum çokça kendimi. Cevapları bu kez kendi içimde bulamadığım için dışarıda aramaya çıktım; ve mantığa da uygun hamleler yapmaya çalışıyorum; ite kaka da olsa. Her şey bir yerinden tamam; bir yerinden sanki eksik.
Aslında her küçük şeyin önemli olabilecek farklar yarattığının bilincinde ama hiçbir şeyi de pek de önemsemeyen bu yeni versiyonumla sanki bir ipin üzerinde birbirimizi tartıyoruz. Aklıma düşünceler geliyor; düşüncelerin içine dalıyorum. Dalarken aklımda ya bu düşünceler derinine ulaştığımda benim işime gelmeyen; aksine huzuruma savaş açacak şeyler olur mu diye tereddüt ediyorum.
Her zamankinden daha fazla sorum ve tereddüdüm var. Fakat her zamankinden daha çok elimin tersiyle onları masada kenara çekip yemeğe yani hayatın gidişatına odaklanmaya çalışıyorum.
İçimdeki o negatif taraf, o olanları adaletsiz bulan; isyankar, kırgın ve güvensiz taraf bir yerde otuyor; onu duyuyorum; onu kabullendim de. Bu astigmat mevzusu benim; kendi bilincimin de ötesinde güvendiğim doğama karşı güvensizlikte bıraktı. Sanki benim, beni özel veya insanlara göre daha güçlü yaptığına inandığım doğama zarar verilmiş gibi. Ve artık o her şeyi halleder diyemiyorum. Sanki içimde hep eski Doruk olsaydı cümlesi var ve olacak.
İşte tam da o nedenle hayatta ilk kez bu denli başka insanlarda belki olan; bende olmayan anlamlara muhtacım.
Kırıklarla baş etmeyi öğrenmeliyim. Çok da kötü gittik diyemem ama çok daha iyisine ihtiyaç var. Bende değişen yüzde 5 veya kaçsa o neyse onu geride bırakmalıyım. İçimdeki o ufak "ah" sesinden kaçarak veya korkarak olmuyor böyle yaşamak.
Buraya eğer zaman olsaydı çok daha güzel, zengin, kendini anlatabilen yazılar yazabilirdim. Fakat şu an sadece şarap uykumu getirmeden bir şeyler karalamak oldu bu. İşte hayat da biraz buna benzedi son zamanlarda. Ama dediğim gibi eski, kendi başıma olan hücre halimde de bu kez cevap ya da çıkış kapısı yoktu.
En uç düşünceler, en aklıselim haller, her şey normalmiş gibi yumuşakça hayata bakmalar, bir kibritle tüm dünyayı ateşe vermek isteyen ruh akşamları, bir trajedi mi bir komedi mi hikayesinin ortasında olduğuna karar veremediğim neredeyse her an.
Ne yapıyoruz ? İçmece mi? Cevap orada değil. Biliyorum bugün son.
Yarın bu yetenekleri artık "eskisi gibi olmayacakmış" gibi hissettiğim halin en iyi malzemesi için onu elimden geldiğince sahiplenmeye tekrar çalışacağım. Spordur, ekonomi düzeltmedir, başka eve taşınmadır, yalnızlığı azaltmak; önceden sahip olmadığım cevapları keşfetmek.
Öyle "mükemmel" ateşe veresim var ki içimde beni oluşturmuş tüm ruh hallerini ve beklentileri; hayata beyaz sayfa bir arkadaşla devam etmek için. Ama mümkün değil.
Onun yerine yarın hafif terli biçimde odamda uyandıktan sonra kendimi duşa sürükleyeceğim. Yol bana iyi gelir diye hızlıca hazırlanacağım. Yolda güne erken başladığım için kendimi umutlandıracağım. Gün hengamesinde ufak takıntı ziyaretlerini savuşturarak anda kalmaya çalışacağım.
Her geçen gün daha az gol yiyerek daha iyi bir tablo asmak. Ya da tablo asmak demeyelim. Romanda değiliz. Bu sonuna atlayamadığın; yüzde 90'ı; eğer kendinden kurtulabilirsen kendi kafanda olup biten bir parti.
Yok yok. Yine de biz bir süre yalnızken içmeyelim. Anlam orada değil. Hem spor dedik.
Başka bir hikaye kovalayan başka bir insana evrilebilmenin ilk adımları kendi anının realitelerini reddetmekle başlıyor. Lafın gelişi tuhaf diyecektim ama düşününce hayli mantıklı.
Raftaki tüm maskelere :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder