Oyunu değiştiriyorum.
Bugüne dek tek derdim kendimle oldu. Kendi geçmişimle, kullanılmamış potansiyelimle kıyaslar yaparak kendimi duvara vurdum durdum. Bu "yaşam algısına" aslında felsefi olarak bir itirazım da yok. Lakin, oyun kendime karşı oldukça ben bu oyunu kaybedeceğime ikna oldum.
Operasyondan kalan mild astigmat bile benim kendi "eski potansiyelime" karşı bir dezavantaj oluşturuyor. Handikapın yüzdesi önemsiz; o var olduğu sürece hep o var olmasaydı "şu kadar (belirsiz bir %) daha iyi olabilirdim/yapabilirdim cümlesi içimde kalacak. Bu endişe, herhangi bir insanı dinlerken ya da bir şey araştırırken ilgim dağıldığında; bir manzaradan ya da ihtiraslı bir anın görüntüsünden eskisi kadar büyükçe beslenmediğimi düşündüğüm her anda bir kılıç gibi tepemde duracak. Eski halimi, eski potansiyelimi teorik olarak beat edemem. O somut parametrelerle benden daha "perfekt" bir potansiyel taşıyordu.
Tüm bu takıntı vb. süreçlerde benim için temel paradoks şu oldu: en başta alt etmem gereken egom, benim aynı zamanda kılıcım ve beni olumlu anlamda da özel kılabilen yakıtım. Şimdi canımı yakıyor diye beni özel kılan şeyi karşıma almak beni tamamen desteksiz ve motivasyonsuz bırakmıştı. İşte o nedenle tarafları, yani oyunu değiştirme düşüncesine yöneldim.
Çocukken araba kazası endişesiyle psikolog dolaşmış biri olarak ehliyet almaya gittiğimde kendime şöyle demiştim: insanların çoğu senden düşünsel anlamda geride. Neredeyse tüm insanların farklı ölçülerde yapabildiği bir şeyi doğru düşünüp oynarsan senin daha iyi kıvırman gerekir. Ki öyle oldu.
Çoğu alanda kendi potansiyelimi (populasyon geneli baz alındığında) hep A bandında değerlendirdim (toplum ort. C). Bu potansiyelle ve self-beklentiyle yarışmak benim çoğu zaman çuvallamama; çoğu zaman da yarışa bile katılmama neden oldu. Hep daha iyi olabileceğim, daha iyi kağıtlarla bazen en iyisi olabileceğimi düşündükçe elime gelen kartları sahiplenerek oynamak gelmedi içimden.
Bugün geldiğim noktada somut biçimde A olamayacağım ilk defa bu kadar net kartlarla önümde serildi. A öyle bir şeydir ki; en ufak bir somut hasar sizi A'dan uzak tutar. Hayatta diplomalar, kariyer, hayatınızdaki insanlar, vücuduna bakmanız vs vs. hepsinin belli oranda tamiri ya da alternatifi olabilir. Ama atıyorum daha kusursuz gören bir göz her zaman (hem de düşündükçe hayatın hiç akla gelmeyen alanlarında dahi) daha kusurlusuna göre daha potansiyellidir. Yani, ben artık geçmişimle yarışamam. Benim düşünce sistemimde o oyunun galibi belli.
O nedenle artık karşıma hayatı alacağım. Aklımda geçen şu: bu takıntının realitesini + bu takıntının bende yarattığı endişeyi benim eski halimden çıkardığımızda sonuç yine toplumun üzerinde kalabilir; diyelim ki B. Ve olası bir B; benim kendimle savaşan halimden daha umutlu bir potansiyel taşıyor.
Çoğu insan için sanırım çaba tersi yönde. Yani yaşam kabulünde başkalarıyla kıyastan kendi içine dönmek daha ileri bir düşünsel seviye olarak kabul ediliyor. Ama dediğim gibi; ben zaten hayat boyu sadece kendimle bir öyküde ve yarıştaydım; ve işin aslı bugünden sonra olabileceğim en iyi halin daha iyisini o daha "kusursuz ve doğal halim" yapabilirdi. O nedenle kendimle ve geçmişimle yarıştan çekiliyorum.
Bundan sonra diğer insanlarla ortak dünyayı merkez alan uğraşlarda tüm hasarıma rağmen ortalamanın üzerinde biri olacağım varsayımını işleyip neler yapabildiğime bakacağım. Su aktıkça belki yeni kanallar ortaya çıkar. İçimdeki kibir ve kafamın içindeki eski sesler bazı zamanlarda tüm bu plana limon sıkacak biliyorum. Ama kazanamayacağın oyunu anlamak ve kazanabileceğin yeni oyunlar yaratmak; bence insanın şu hayatı yaşanabilir kılmaya çalışan varoluşuna karşı sorumluluğudur.
Sori çocukluğum, gençliğim, üzerine titrediğim ve hala şunu yazarken benim evimde benimle oturan egom.... bu oynadığımız düzende ve kabulde, benim için zaferin imkansızlığını acıyla görüyorum. Artık ayrılalım. Acısa da.. zaman alacak olsa da..ayrılalım.
Şimdi fazla para, güç kazanmanın yolunu mu arıyoruz; B takımla şampiyonluklar mı kovalıyoruz... artık neyse. Yeni oyun.. yeni defter.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder