Bahçeye diktiğim Pavlonya ağacı sulamadığım için solmuş. Biraz önce gördüm. Bu duruma dair en ufak bir duygum yok.
Son zamanlarda satrançvari bir oyuna benzedi benim için yaşamak. Tam satranç değil çünkü dene/yanıl yöntemine de nispeten açık bir oyun bu.
Spora gidiyorum. İnsanlarla tanışıyorum. Bir ofise gidip bir ihtimal dokuyorum. Bahçeye bakmak için kendimi ittiriyorum. Beni bir tutam olsun ilgilendirebilecek; ya da ileride bir amaç/meşgale verebilecek bütün numalara biraz bahis koyuyorum masadaki.
Bitmek bilmeyen bir boks maçı gibi; çokça kendime karşı.
Sabah uyanıyorum. Aynaya pek bakmak istemiyorum çünkü sağ kaşın o gün daha düşük olduğunu görürsem takıntı bataklığına giderim. Yine de bazen bakıyorum. Bazen daha az düşüyorum bazen daha çok. Kendimi dışarı atıyorum. Ülke gündemi, özellikle futbol goygoyu bazen işe yarıyor. Aslında hiçbirini diğer insanlar kadar önemsemiyor olsam da; bazen kendimi kaptırabiliyor olmam nedenli bu ülkenin trajikomik yoğun gündemi bazen kendimi şanslı hissettiriyor.
Bir sonraki günün büyük bir başlangıç olmayacağını içten içe kabullendim aslında. Elimde aksini iddia edecek romantizme karşı biriken çok fazla data var. Önümdeki günlerin hepsini kazanamayacağımı, bazen berabere kalıp bazen de tekrar ağır yenilgiler alacağımı biliyorum. Yataktan kalkıp; kendini tokatlayıp insanlara nötr bir ruh haliyle karışabilmeye beraberlik hatta 1-0 galibiyet diyorum bu oyunda.
Eski pişmanlıklarımın etkisi tarihin en düşük seviyesinde. Zamanın etkisi yerine şöyle demeli belki de: O kadar farklılaşıyor ki insan; o kadar ayrılıyor hikayeler; o kadar yabancı kalıyor ki şimdiye karşı anılar; hiçbir şey ifade etmemenin biraz üzerinde bir seviyede, garip bir kulübede yaşayıp gidiyorlar.
Yeni bir ev lazım. Benim çok uzun süredir evim kendi yalnızlığımdı. Herkesin aslında öyledir ama bizim evin bağı bir tık daha fazla işlenmişti denebilir. Gittiğim otuz küsür ülkenin çoğunu tek başıma gezdim. Bütün gün şehri yürüyüp hostellerde bir daha rastlaşmayacağım insanlarla çevirdiğimiz sohbetler dışında sadece kendi dünyamda yaşadım. Ve alışmak mıdır başka bir şey mi; bazen zor olsa da diğer opsiyonlara kıyasla sevdim de bu yalnızlığı.
Geçenlerde yeni tanıştığım bir insana narsist biri olduğumu düşündüğümü söyledim. Olanaksız; gözlemlediğim kadarıyla sen öteki insanı da denkleme alıyorsun; narsist olamazsın dedi. Anlaşamadık. Kendini fazla beğenmek narsizim tanısına yeter mi?
Neyse, onu dinlerken yine aklıma aynaya bakan halim düştü. Astigmat nedenli o eskiden hatırladığım perfekt simetri olmadığı vs. Bütün narcissusluk tek bir nüans ile kırılan bir sürahiden akan su gibi dağıldı anın orta yerinde.
Yeni bir ev dediğim yeni kanallar, yeni sokaklar; kendim dışında.
Hiçkimse ötekini tam olarak anlayamaz; o nedenle nafile bir çabayla yazıyor olsam da yazmak istiyorum. İşte o sadece benim belirgin biçimde farkında olduğum nüans; görüntüdeki hafif dağınıklık vs benim o çocuksu denebilecek aşırı uçlarımı törpülüyor.
Ben kendimi tanrı gibi hissediyordum; bazı anlar özelinde. İyi olduğumu düşündüğüm şeylerde en iyi, en özel olmayı sağlayacak materyalin kendimde olduğu inancı beni rahatlatırdı. Yalnızlığı ölçüsünce farkındalığı ve entelektüelliği biraz ortalamanın üzerinde olan ama en derininde tamamen gazla çalışan bir makineydim ben.
O ilkel halimi o kadar iyi tanıyordum ki; anın x noktasında nerede olduğum hiçbir önem taşımazdı. Çünkü çıkacak her rüzgara atlayıp gidebilecek gibi hissediyordum kendimi. Şimdi ise; artık perfekt değilim. Doğal da hissetmiyorum. Beni yaralayan şeyleri de doğal, estetik ya da adil bulmuyorum.
Bir gladyatör ya da savaşçı yaralanabilir. Bir insan hastalıkla, yalnızlıkla, ya da kendi varoluşuyla savaşlara tutuşabilir. Bunlar bence daha insana yakışan şeyler. Pek de gereği olmayan bir göz operasyonunda asistan kızın vakum aletini iki kere de takabilirken "non perfect" ayarlamasıyla gözde kalan mild astigmat nedenli kırılıp dökülmek ise... çok dandik. Yeni dünyanın ılıkgötlü problemlerine benziyor. Konuşası bile gelmiyor insanın.
Bir şekilde bu hayatta çocuğum falan olursa farkındalıklarının esiri olmaması için çaba göstereceğim. Bilgi, romantizmi çok kırıyor. Oysa insana anın doğasına karışmak daha çok yakışıyor. Ben artık insanları konuşurken sol çaprazıma alıyorum. Manzara izleyeceksem de öyle. Çünkü o astigmatı o eliyor. Şunu yazarken bile farkettim ki laptobu o açıya uygun çaprazlama yerleştirmişim. Ve keşke şu an bunu fark etmeseydim; insan bilincinde olmadan da gerekli hamleleri yapıyor zaten.
Ama yakından yapılan yüz yüze konuşmalar konusu biraz ayrık. İlgim dağılıyor; karşı tarafın yüzüne bakmamayı seçiyorum. Farkındalık geldikten sonra manuel ayarla bir açıyla dinlemeye başladım fakat bu sefer de işlemcide bir test, bir de dinlenilen konu olmak üzere iki işlem aynı anda ilerliyor ve zorlandığım bir multitasking bu.
****
Oynadığım tüm oyunların iyi kötü bir anahtarı vardı. Olay sadece anlayıp çözmek işiydi.
İşte bu son oyunda asıl anahtar problem ettiğin duruma karşı bir şeyler yapmak gibi geliyor; ama öyle bir opsiyon şimdilik yok; ileride meçhul.
Bazen anahtarı verilmemiş bir oyundaymışım hissi iyice belirginleşiyor.
Odadan çıkmadan bir mutluluk bir kazanma hissi yaratmam bekleniyor gibi hissediyorum.
Neden? Neden ben?
Bir arkadaşım önceki kırılmışlıkların gibi bundan da kitap çıkamaz mı diye sormuştu.
Ki düşündüm; başka bir kitap daha yazmayı.
Ama bir sonraki kitabın nasıl olacağını görebildiğim için vazgeçtim.
Her chapter sonu karakter ya sonsuzmuş gibi duran bir çığlık başlatır; ya hikayedeki tüm camlar iner; ya da tüm karakterler bir anda ölür.
Çünkü içimdeki tüm dallar bir süredir ve belki artık öyle. Aklı selim bir delilik hali gibi; her şeyin farkında olan biçimde; herhangi bir cümlenin sonunda her şeye isyan eden; her şeyi sonlandırmak isteyen bir sonsuz çığlık. O ana kadarki tüm cümlelerden daha çok şeyin ve daha çok gerçek hissin saklı olduğu bir çığlık.
E bu istikrarsızlıktan da yeni bir kitap çıkmaz.
****
Neyse, maskemi takıp geleceğe dair paragrafımı yazıyor ve kapatıyorum.
Para, sağlık ve beni şaşırtabilecek insanlar ya da kanallar.
Bunların izinde; zaten başka gidebilecek bir yol olmadığını da düşünerek devam.
Yalnızlığımın yerine koyacak yeni şeyler lazım özetle.
Yalnızlıktan sıkıldığımdan değil de o halimi artık ne aynada görmek istiyorum ne de o ve farkındalıklarıyla birlikte yemeğe çıkmak.
Sakat nüfusu elemek isteyen hitler misali; bu yeni durumlar ışığında mutluluk potansiyeli düşük halimden ayrılmak istiyorum. Bu karakter ve egonun bu kez kendi içinde dönüşüp bir cevap bulma olasılığı bence yok. O nedenle cevap için ondan yana bakmak doğru gelmiyor.
****
Eee yazı bitti. Şimdi ne olacak?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder