Buraya yurtsuzluk hissi üzerine zamanında yazılar yazmıştım. O günlerden beni çıkaran temel şey, kendi içimde bulduğum iç huzur da denebilecek ev hissiydi. Bir yurdum yok gibi hissediyordum; fakat kendi yalnızlığım bana bir ev misali var olmalık bir oda vermişti. Son 1 yıldır kendi içimdeki o barışı da yitirdiğimden hayatımın en zor dönemini yaşıyorum.
Burada kartları artık normalin de üzerinde açık oynamak istiyorum. Çünkü gerçek hayatta karakterime ters biçimde sürekli kapalı oynamak beni çok zorluyor. Hayatımda ilk defa kimseye pek bir şey ifade etmeyecek; ufak bir gruba etse dahi olayda bir etkileri olamayacağından bahsetmenin pek de bir anlamı olmayan bir durumla karşı karşıyayım. Kendimi sürekli o sıkıcı problemden bahsetmemek için baskılıyorum. Ama aynı tadım yok; çünkü aklım orada oluyor. Rüyalarımda o konuyla uğraşıyorum. Kendime uyguladığım bu sansür/baskı iyi sonuç vermiyor. Ama alternatifi de cevap değil.
Kitabın geçenlerde üzerinden son bir kez geçtim. Çok kısa periyotlar özelinde kendimi o kitabı artık bastırmak konusunda heveslendirdim. Ama o da her şey gibi bu takıntının yanında geçici ve küçük kalıyor bende; geri kalan her şey gibi.
Bütün masalarda, sohbetlerde, hayallerde herkesten çok uzak hissediyorum. Hayatım boyunca aileyi üzmemek nedenli asla yapmam dediğim depresif düşünceyi dahi bu sürecin bir noktasında anneme açmak zorunda kaldım. Onun hakkım olmayan bir opsiyon olduğuna tekrar kanaat getirdim ama döndüğüm savaşta da kazanamıyorum. İçimden çokça keşke tüm dünyayı saran bir armageddon yaşasak da benim oyunu kimseye üzüntü vermeden bırakabilmemin yolu açılsa diye geçiriyorum.
Aklım başımda, depresif dediğim şeyler bir opsiyon değil...ama ama... gerçekten böylesi çok zor.
Kendimi ittire ittire karşı hamleler yapmaya çalışıyorum. Bir ofise gidip gelmeye başladım. Meşguliyet, sosyallik, belki ilerde maddiyat. Spora kaydoldum. O da kesin ihtiyaç olan bir basamak. Ama bu hamlelerin tamamı duygusuz ve umutsuzca atılmış mantık adımları. Sorunu tam address etmiyorlar; hiçbir şey etmiyor. Ama sorunu sorun hale getirmemde belki katkı verebilirler. Üstelik bu hamleleri yapmazsam senaryonun daha iyi gitmeyeceği kesin. O belkiyi diri tutmak için bu çaba.
Cevap bende yok. Bu kez cevap bende yok. Kendime sürekli bunu söylüyorum. İçimdeki odanın tamamını net biçimde görüp anladığımı düşünüyorum ama odada bir kapı yok. Bu kez her şeye yeniden başlarım ı o beyaz sayfa düşüncesiyle paket halinde (öncekinde olduğu gibi) kendime sunmak opsiyon değil; kendimi alıp yollara vurmak işe yaramıyor; yalnızlığımla aramdaki o tanıma, anlama durumu bana bir cevap, bir kapı üretmiyor
Takıntının dalları azalmıyor; artıyor. Geceleri takıntıma daha iyi geliyor; daha huzurluyum diyordum. Artık geceleri de savaş var. Sokak lambalarından astigmat kaynaklı o çizgi ışık yansıyor. Tamamına yakınının sağ gözden kaynaklandığını deneyip bininci kez görüyorum. Aklım geçmişte tekrar turuna çıkıyor. Operasyonda o asistan kızın sabitleştirici vakum aletini sağ göze ilk seferde düzgün takamayıp ikincide takması vb. bir çok şey. Anlatmayacağım uzun uzun. En başından beri endişelerimin aslında mantığa da uyan biçimde, parça parça realize olduğunu görmem; düşüncelerim arasındaki en toksik hücrelerden...
Biraz somut kayıp yaşamışçasına bir hüzün, biraz ümitsizlik, çokça kaygı...ve tabi ki mahkemeler. Ama onların bile duygusu farklı. Bu kez en derinimde hissettiğim bir adaletsizlik ve çaresizlik hissi var. Ve hüznüm o kadar baskın olabiliyor ki; ne kimseyi yargılıyorum ne de yargılamaların bir değeri ya da anlamı var.
Yazmak istediğim hem çok şey var; hem de hepsi boş. Gerçek somut; her seferinde düştüğüm o hayal kırıklığı bile neredeyse somut diyebileceğim kadar şekilli, tarifli. Olası çözümler de haliyle somut ama bu düşünce ve kabul halimle hiçbiri cevap değil.
Bu son yıldaki halim hiçbir şeye çözüm değil. Masada hüzünlü, hatta suskun ve enerjisini kaybetmiş o insan ben değilim. Ben hayatım boyunca sabahları umutlu kalkanlardan oldum. Hiçbir kötü nottan sonra hocayı suçlamadım; eski ilişkilerimden insanlara suçları yüklemedim. Ben hep anlamayı, istemeden de olsa farkında olmayı ve hayatı doğal haliyle kabullenebilmeyi arzuladım.
Şu an ise arzum o takıntı dediğimiz farkındalıkları unutabilmek; bildiğim bütün bilgileri; kendimi anladığım tüm testleri, düşünceleri unutmak istiyorum. Şaşırmak istiyorum. Bende olmayan bir cevap. Sadece somut şeylerle tanımladığım hayat; herhangi bir şaşırma potansiyeli ile ters orantılı.
Bir cevap lazım. Akşam o ufak astigmattan yansıyan çizgiyi gördüğümde dönüp baktığımda hayatı, takıntılar dahil küçük gösterecek bir insan mı? Manevi ya da anlamsal bir yön de taşımalı; sadece görsel olan ateşe karşı çimen pokemonu gibi dezavantajlı bu takıntı tipi için. Ya da başka bir şey.
Oyunu sürdürüp daha iyisi için akıllıca duran hamleleri yapmaya devam edeceğim. Tüm bu halime karşın elimde işe yarar tek rota o. Ama içimi de dökmek istedim. Çünkü bu içimdeki kirli su... bazen insan sadece yazmak istiyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder