Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz.
Sabah yoldayken aklımda bu söz vardı. 2 yıl önce tam da bu aylarda yazdığım kısa kitaba ikinci bir bölüm yazma düşüncemi tartıyordum.
2.bölümün ismini arabanın camından bana bakan kendi yüzüme bakıp koydum: Yabancı.
****
Benim içyüzüm oldukça basittir. Aklımda çözemediğim bir durum olduğunda yemek yerim.
İzmir sonrası ortaokulda yalnız ve mutsuzdum. Sonra bir tür hayal kurdum sanırım ve 2 aydan az bir sürede 23 kilo verdim. Master sürecinde yine planlarım bozulduğunda tren raydan çıkmıştı. İzmir'e geldim. Aklımdakileri kitaba döküp; yani bir nevi tavanarası temizliği yapıp; sağlığımı da düzelterek beyaz sayfa hayali kurdum. Bu kez 33 kilo verdim. Planladığım gibi vücudumu da sanki o kötü dönem hiç yaşanmamış gibi sağlıklı bir görüntüde geri aldım.
Bir daha bu eve döneceğimi hiç düşünmemiştim.
****
En son vuran dalganın ne olduğunu buraya yazmıştım; tekrarlamayacağım.
Fakat bu süreçte aldığım kilo 40'ı aştı. 1 yıldan az bir sürede oldu bu.
Öncekiler gibi değil bu kez. Ben aynı değilim (bu kısım uzun; şimdi yazmayacağım). O nedenle de yazı başında yazdığım aynı nehir kısmı bence taca çıkıyor. Hem çıkmasa dahi, aynı nehirde ikinci kez boğulan bir ahmağın ikinci kez yıkanmayı denemesinde bence bir sıkıntı yok.
****
Ne yaparsam yapayım "tam bir beyaz sayfa" açamayacağım; sorun ettiğim şeyi tamamen düzeltemeyeceğim fikri beni motivasyondan alıkoyuyor.
O kendimden çıkaramadığım ya tam ya hiç arzusu; benim en büyük düşmanım olduğu gibi aynı zamanda da yakıtımmış; onu anladım.
Bu ruhsuz diyebileceğim halin tek tartışılır artısı; outlier olmada hissettiğim hüzünlü ama doğal de bir tür kabulleniş hissi. Bir cafede insanları izlerken; gün içinde olanları düşünürken; geçmişi ve geleceği yaşarken müthiş ve tanışık olmadığım bir kayıtsızlıktayım.
****
Düşmanları yok edemiyorsak onlarla yaşamanın bir yolunu icat etmemiz gerekir.
Benim de icadım yazmak.
Master sürecinin aklımda bıraktığı tortulardan Finlandiya çıktı. Çok isteyerek dünyaya getirilmiş bir evlat değildi; fakat aldığım yaradan bir doğum biçtim ona. Çünkü dış dünyanın tüm gürültüsüne rağmen benim gerçeğim oydu.
****
İtiraf edecek olursam 2 yıl önceye göre daha hayatın içinde (iş güç); fakat yaşamak hissinden daha kopuğum.
O zamanlar yazmaya dair tereddütüm vardı. İyi yazıp yazamamak da bu tereddüte dahildi. Şimdi ise hem ne yaptığımı daha iyi biliyor olacağım; hem de dış sesler kulağıma daha çok geliyor olsa da ben onları aslında daha az duyuyorum; içime daha konsantre, daha yalnızım..
Kitaba dair tek tahminim; muhtemelen ilk bölüme göre daha yalnız bir hikayeyi daha sert bir tonda ifade edeceği.
****
Kendimle yaşamak; sürekli daha doğrusunun / daha mükemmelinin nasıl olacağını aklımın içinde fısıldayan o ses ve beklentiyle yaşamak; başlı başına zor bir iş benim için.
Bu kez sahilde yürürken aklıma gelenleri yazıya dökebilmek için atlayıp eve gelme lüksüm yok. Zaten sahillerle aramız da eskisi gibi anlamlı değil.
****
Yazacağım ikinci bölüme herhangi bir anlamsal yük bindirmedim. Yazmak hayatın alternatifi olamaz.
Daha çok yaşam devam ettikçe anlattığımız hikayelerin eksik kalmaya başladığı düşüncem kararımda etken. Önümdeki süreç ve çabam; o eksik kalanı tamamlamak gibi düşünülebilir.
Kendi odamda oturup tanrıcılık mı oynuyorum? Tanrı işini bu kadar dandik yaparken makul bir seçim olurdu ama çıkış noktam pek de o değil.
Daha çok içimden ne geliyorsa; şu hayatta yapmaya değer seviyede neyi görüyorsam onu yapıyorum. Bu da benim yaşam algım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder