Bu ay sonuna dek mavişehir/bostanlı civarında bir 1+1 bulup taşınıyorum. Şu anda bulunduğum ev en az benim kadar dağınık. Kıyafetlerin en az 3te2'sini bir yerlere bağışlayacağım.
Hayatta net biçimde yanıldığım belki de tek şey oldu. 2 yıl önce kendimi toparlayıp o depresyondan yadigar kiloyu verdiğimde bir daha asla önceki noktaya dönmeyeceğimi söylemiştim. Büyük konuşmak konusunda kendime ayar çekip durduğumdan olağanüstü bir durum hariç diye eklemiştim ama itiraf etmek gerekirse aklımdan geçen sevdiğim bir insanın ya da kendimin adil olmayan (trafik kazası vs) biçimde zarar gördüğü bir senaryo vb. idi.
Bir arkadaşım yeme bozukluğumu sende dopamin bağımlılığı var diye değerlendirmişti. Belki bir parçası öyledir. Benim ise geçmişe baktığımda daha çok gözlemlediğim şey bir konunun içinden çıkamadığımda; ya da umutsuzluğu kıramadığımda yemeğe sarılmak gibi tepkisel bir davranış. Keza o son büyük kilo verme hikayesinde de takıldığım konulara dair iç mahkemelerimde iyi kötü bir sonuca varmış ve daha umutlu olmak için kendime bir yol bulduğumu düşündükten sonra süreci başlatabilmiştim.
Bu son konunun beni öncekinden farklı olarak kırdığı yerleri görebiliyorum. En basit olanı da finlandiya sürecine gelecekte alternatif bir mutluluk yaratmanın düşünü kurmak daha kolaydı. Çünkü kıyas yapmaya gerek duymayacağım senaryolar mümkündü. Bu göz takıntısında ise hangi senaryoyu kurarsam kurayım "eski halim" olsa o senaryodan daha iyi tat alırdı cevabı öne çıkıyor.
****
Astigmatla sağ gözdeki operasyon sonrası beliren kısmi göz kapağı düşüklüğü (ptosis) nün birbirine hizmet ettiğini düşünüyorum. Birbirinin hem nedeni hem sonucu gibiler. Gece yolda gelirken gözlerimi tam açtığımda o ışık saçılmaları bile son bulabiliyor.
Olayın beni daha çok ilgilendiren kısmı benim dünyayı gördüğüm boyutu ama modern çağ narcissusu bir kimlik olarak o ufak kapak düşüklüğünün dışarının beni görmesinde de yarattığı defodan rahatsızım. İki boyut vardiyalı çalışan gibi zaman zaman diğerinin yerini alıp ön plana çıkıyor.
Düşmanlar neler? Hangilerine hedef almam/savaş açmam daha doğru ve yapıcı ?
Mükemmeliyetçilik? Evet o kısmı halledebilsek psikolojik olarak büyük rahatlama vereceği doğru. O eksi puana bakmadan eldeki birçok puanı sevmeyi öğrensem ? En doğru düşman seçimi bu biliyorum ama karakterim en azından bir istikrarlı bir biçimde bu savaşı kazanmama pek olanak vermiyor. Bütün özlü sözler kayıp vermişlerin boş tesellisi gibi geliyor.
Üzerinde beş obje olan bir masada ortadaki objeye baktığınızı düşünün. İşte o kaşı yükseltip astigmatı büyük oranda elediğimizde en dışta kalan objeler de bir tık daha belirgin. Yine out of focus ama daha yerli yerinde; sanki daha sabit. Belki başka biri için minör bir durum sayılabilir ama farkındalık yakamı bırakmıyor.
Güneş gözlüğü ve akşamları neden daha iyi; duvardaki resmin çerçevesi muntazam biçimde daha sabit; sanki algılanan görüş alanı daha geniş? Çünkü ışık daha az; yanlış kırılma daha az sorun. Üstelik detay daha az. Özellikle gözlük hususunda kontrast sensitivite de etkendir. Bir de gözbebeğinin karanlıkta büyümesi mevzusu var; ondan da farklı teorilerim var. Hem engellenen alan yüzdesi hem başka şeylere dair.
Adalet? Benim hayattaki kırılma noktam sanırım bu olduğu için bu konu tabi ki üzüyor. İşini muntazam yapamadığını düşündüğüm doktor ya da o sabitleyiciyi ikinciye takan kız vs. hangisiyse bir bedel ödemiyor. Evet annemin senelerdir tekrarlaması sonucu kendimi o doktor karşısında bulmuştum ama doktor da operasyonu gerçekten bahçeye çiçek toplamaya çıkacakmışız gibi aktardı ikna ederken.
Sağlık vb. konularda pazarlamanın belki de kısıtlanması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu oyununun abcsini hasta biliyor olmuyor. Sonradan gittiğim başka bir doktor kontrast sensitivite üzerine soru sorduğumda bu operasyonlardan sonra evet olabiliyor ama 5 küsür numara miyopun düzeltiliyor. Getirdiğinin yanında götürdüğü çok az; şükret; tüm aileme de ben bundan yaptım diye azarlamıştı. Olay şu ki; herkesin o takasa dair görüşü farklı olabilir. Olay sadece gözlüklerden kurtulun reklamı yapmak olmamalı. İnsanların empatiden oldukça yoksun olduğunu o gibi konuşmalarda tekrar tekrar hissediyorum.
****
İşte kurtulmak istediğim hallerden biri şu yukarıdaki halim. Ptosis, astigmati sensitivite vs. vs. Çıkış yolları; teselliler o bu; üstelik oldukça ana göre yelkeni dolan ya da duvardan düşen ve sadece somut şeylerle alakalı birisiyim. Buraya bin tane "soyut, umutlu" şey yazsam yarın bir anın ortasında olayın 5% değil benim gibi bir insan için 50% etkisi olduğuna kanaat getirip yine bozulacağım.
Ne yapmalıyım o zaman? Düşünerek kendimi yenmek; karakterime de uygun tek bildiğim yol. Ama takım son 300 günün belk 290'ında farklı kaybetti. Tamam düşünelim; mükemmeliyetçi olmayalım; dünyada olmayan üstelik geçmiş içeren adaleti aramayalım vs diyelim. Ama nasıl olacak?
Bakın kendimi unutsam olur. Tüm bu düşünceleri, farkındalıkları, bilgileri. Savaşacak bir şey kalmaz çünkü.
Hayır, pek çözüme yakın değiliz. Bahis olsa oynamam. Kendimi Barbara Palvin ya da Ana de Armas'la harika bir plajda (sabah) tatilde düşündüm şimdi. Bir insan daha ne isteyebilir ki diye kendime sorduğum an eski halin bir tık daha fazla keyif alabilirdi vs düşüncesi aklıma gelecek. Anın keyfinden yine bu iç hapishane gibi olan düşüncelerime döneceğim. Tam bir israf.
Son zamanlarda çocuk olmakta; yani hayal kurarak motivasyon oluşturmakta sıkıntı yaşamamı da şu yukarıdaki paragraf özetliyor.
****
O nedenle biz yine yapabileceklerimize dönelim.
Belki hafif konsanstrasyon skill'i düşürüyordur ama iş anlamda uzun yazı okuma içermeyen tüm işleri yapıyorum. Uzun yazıda bence astigmat etki ettiği için daha kolay soğuyorum ama sonuçta yakın zamanda kendi yazdığım kitabı editlememe engel olmadı. Olay tekrar aynı şey yani; GOAT olacak o kusursuzluk kesinlikle uzak ama isteyip çalıştığında topu potaya ortalama bir basketbolcu kadar hala atabiliyorum.
Kafamdaki hooklardan uzaklaşmam gerekiyor. Gerekiyor ama zorluyor.
Yalnızlık ve keyif açısından fiyat performansı karşılamayan birine evrildim. O nedenle para biriktirmek ve topu yarına atmak. Mantık bunu söylüyor.
Evin bütün odalarına ayrı ayrı dağılmışım. Bir an önce kafamın ve eşyalarımın sadeleşmesi gerekiyor. Bu eve; bu dağınıklık ve yalnızlık haline; akşam yolda ışık vs takarak geldiğimde umutlu bir mood iki akşam bulabilsem üçüncü akşam yine düşerim. Bu düzen o nedenle değişmeli; ki değişecek başta dediğim gibi.
Pesketaryen olayım diyorum. Dışarıda basic şeyler dışında hiçbir şey tüketmemeyim. Uç hedefler koymak istiyorum çünkü bende motivasyon sadece öyle çalışıyor. Kiloyu versek kıyafet olarak da rahatlanır vs. Aslında bu alanlarda hamlelerin olumlu getirileri straightforward ama işte daha önce sorunu kafada tam çözemeden yemek konusunda hiçbir zaman olumlu istikrar göstermedim. O nedenle geçmiş veri benim bu paragrafa dair kesin konuşmama engel.
Yine de yarın sabahtan itibaren bir şeyler deneyeceğim.
****
Bu son olay, bu son yıl beni toprağın altına gömmüş kadar düş kabiliyetimi, an sevgimi, hatta özgüvenimi...gerçekten vurdu.
Ve ben, küçüklüğümden beri ufak bir sökükten yorganı yakmaktan sabıkalı ben; yine potansiyeli kaçıracağım diye üzülürken tüm treni kaçırıyorum.
Evin nefret ettiğim bahçesini sulayacağım birazdan.
O kadar her şeyin ortasında garip bir histeyim ki; size dahi anlatamam.
Bu kadar anlamsız gelmemişti. Daha doğrusu anlamsız demeyelim. Çünkü insanların neye, neden anlam verdiğini ve yaşamı sevdiğini anlayıp görebiliyorum. Sadece ben hiç bu kadar kopuk ve uzak hissetmemiştim.
Başta aile benim için uğraşan insanlar var. Otoban kenarına arabayı çektik; sanki herkes arada biraz itekliyor. Onlara bakıp kendimi zorluyorum. Mutlu olmam bir tür zorunluluk; neredeyse borç.
Eskiden olsa borcu ödeyemiyorum diye de üzülürdüm. Şimdi öyle değil; çünkü tüm bu dağınıklığa rağmen; hatta boşvermişliklerime rağmen ben elimden geleni yapıyorum. Ne kadar oluru bilemem. Oyunu bırakma izni bana verilmedi. Geriye dönemiyoruz. Böyle böyle yol üzerinde cevaplar bulacağım.
Yalnız açık söyleyeyim bir gün bir cevap bulursam; bulduğumda ilk iş dönüp bu arabayı baştan sonra parçalayacağım. Bu kadar kırılganlık, küçük büyük her kusurda arıza vermeler, yaşamdan bana çektirdiğin tüm anı kaçıran farkındalıklarından dolayı; al bu hediyen diyeceğim. Seni anlıyorum, seviyorum da; ama seninle şu hayatta tüm bu düşünsel yolculuktan ve kıllıklarından nefret ediyorum.
Arabanın beyni varsa elimdeki odunu işte tam oraya vuracağım. Bozulmasın; dümdüz sadece camlar açık gitsin yolunu. Bir gün cevap... Neyse umut için yazmadım. Sadece uzun zamandır arzusunu kurduğum akşam çökmeden yazabilme şansım olduğu için yazdım bu yazıyı. Cumartesi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder