Maya: "Why are you so in to Pinot? I mean, it's like a thing with you."
Miles Raymond: "I don't know, I don't know. It's a hard grape to grow, as you know. Right? It's thin-skinned, temperamental, ripens early. It's not a survivor like Cabernet, which can just grow anywhere and thrive even when it's neglected. No, Pinot needs constant care and attention. You know? And in fact it can only grow in these really specific, little, tucked away corners of the world. And, and only the most patient and nurturing of growers can do it, really. Only somebody who really takes the time to understand Pinot's potential can then coax it into its fullest expression. Then, I mean, oh its flavors, they're just the most haunting and brilliant and thrilling and subtle and... ancient on the planet."
(Sideways)
Saat 7.10. Hava kaçta kararır tam bilmiyorum ama 8'e kadar yazacağım. Ondan sonrası riskli.
****
Bugün bir dergide okudum. Kendim dışı her şeyi ararken yine kendimi buldum diye yazmış yazar.
Sözü sevdim; insani farkındalıklar hoşuma gidiyor . Benim durumum ise sözden oldukça uzak. Ben kendimle bir tür hayat arkadaşlığı yaparken oyunum bozuldu demeli.
Geçmişe baktığımda hem çok sayıda ve bazen içimi delercesine büyük gelen pişmanlıklarım var hem de her şey aslında yerli yerinde gibi geliyor. Çok daha fazlaca yaşamaya engel benim karakterim oldu ama yaşanmış kısımları da yine ben olduğum için dolu dolu yaşadım.
İnanın çabalıyorum. Daha çok ötekiler gibi olmaya. İstediğini elde edemediği zamanlarda bir tık altına kanaat etmeye. Bazı görünür yüzeysellikleri veya olmayacakları görmezden gelip suya atlayıp durmaya. Ama olmuyor; hiçbir şey hissetmiyorum. Tam hissedemediğim anların, insanların, işlerin hiçbirini yaşamamayı seçiyorum ve galiba buna dair bir eksiklik hissim de yok.
Bana bir cafede oturup geçmişte olanları, yarının korkularını, planlarını ya da şimdilerde eksik olsam da düşlerini düşünmek daha gerçek ve anlamlı geliyor. Beğenmeyeceğimi bildiğim fimlere girmemek gibi bir şey. Aradığım cevabın sadece kendimde bulacağım bir damar ucunda, bir düşünce peşinde olacağını adım gibi biliyorum.
****
Sağ göz 0.75 astigmat 30 derece de aksi var. Operasyon öncesi 1.75 civarıydı ama aksi 10 dereceydi.
Bugün işte biraz uzun bir süre konsantre olunca hafif ağrıdı; kendini anımsattı. Işığın ve detayın fazla yakalanabildiği ortamlarda sürekli ne kadar kaçırıyorum hissi var. Güneş gözlüğü sorunu hallediyor. Loş ışıklar hallediyor. Astigmat gözlüğü biraz ağrıtsa da daha düzgün bir hal veriyor. 0.75 lens kartımı ise sonraya saklıyorum.
Beni ben yapan bir şeye dokunulmasının bu kadar korkunç bir etki yaratabileceğini ben de öngörmedim. O sabahları, yolculukları, manzaraları aşırı seven; kadın vücuduna normalden de çok tapan beni farklı kılan şeyse değişen... Etken olduğunu düşünüyorum. Bir nevi dış etkiyle yaşlanmak gibi. Zaten çizdirme operasyonları da bir tür katarakt ameliyatı.
Bizim yaşlandıkça daha çok maneviyat ve bir takım başka anlamlara yönelmemiz belki de tamamen vücutta somut yaşlanmaların sonucudur. Yani bilgelik ya da doymuşluk değil de belki de gözlerimiz daha az gördüğü ve hormonlar düştüğü için anlam kapısını çalıyoruz ve buna başka adlar veriyoruz.
****
Cafede otururken anın akışından çıkıp düşünceme karıştım. 2 yıl önce kitabı yazma aşamasında tanıdığım güzel yüzlü ama kendinin farkında ve hırslı olan o kız artık benim de yeni uğrak adresim olan bu yeni cafede çalışıyordu. Gözlere bakmaktan artık biraz çekiniyorum. O nedenle ona da masaya kahvemi koyarken pek bakamadım.
Gözlüklü entel bir tip olabilirim aslında. A Good Year filminde Russell Crowe gibi. Baya kilo versem. O halim de iyi iş yapar. Ama gözlüksüz daha iyi değil miydim?
Olay o 10 dereceyle 30 derece kısmına geliyor işte. Astigmat tam yok edilememesi değil benim için aslında konu. O adil. Çünkü bende de vardı. Negatif etkisi olan o açı değişimi canımı sıkan.
Bütün dünya bir anda yok olsa iyi hissedebilirim. Bu son konu hariç; geçmişe dair bildiklerimin değişmemesi şartıyla; tüm geçmişimle barışığım. Ve galiba hissiyatım onlara artık herhangi bir şey hissetmek için bile çok uzak olduğum.
Evin şu andaki bu loş ışık altındaki görüntüsünü; detaysızlığında geçici bir huzur buluyorum.
Saat 19.38
****
Burhan Altınop'un dediği gibi ben iç dünyasında yaşayan birisiyim :)
Bugün dahil; elimde kalan en büyük özgürlük belki de odur.
Dışarıdan yalnız biri olarak görülüyorum. Bence pek de değil. Ben insanlarla olan konuşmalarımı, hesaplaşmalarımı, arkadaşlıklarımı, hatta sevgililiklerimi onlara ihtiyaç duymadan sürdürüyorum.
Bende mevsimler kendi içinde başlayıp bitiyor; gerçeklerden ve zamandan bağımsız.
Kendi içinde en dramatik yazılmış ayrılık konseptlerini de, ilkleri ve sonları da, kendini tam ve ölmeye hazır hissettiğin; ana tamamen karışıp ona hükmettiğin sevişmeleri de yaşadım. Yani hiçbirinin tekrarında o kadar da gözüm yok. Benim nazarımda uzun yıllar gerekmez yaşamaya; tam yaşamak esastır. Zaten bize kalan anılar; geçer akça yaşam parçaları da onlardır. Birbirini tekrar eden çok sevmeler, çektiğin bir filme atanır gibi etiketlenen ruh eşleri hiçbir zaman ilgimi çekmedi.
Saat 19.45. Hava oldukça karardı.
****
Endişelerim var. Aslında sadece manzaralar, başka şehirler ve güzel kadınları sabah ışığında maksimum göremeyince ne kadar eksileceğim endişesi bu. Hatta güneş gözlüğü ve astigmat gözlüğünü eklersek manzalar da toparlanır; olay gün ışığında cinsellik kadar trajikomik ve kısıtlı bir noktaya kadar iner.
Evet 0.75 ve 30 derece. Başkası farkeder miydi onu bile bilmem. Ama lanet olsun ki bilgi ve farkındalık çağındayız. Ve her türlü inanç ve rahatlatıcı kabul (teselli) bu çağda tehdit ve tehlike altında.
Saat ilerliyor. Sona geliyorum.
Adil değil hiçbir şey. Hiçbir zaman da olmadı. O nedenle genelde yalnızlığı seçtim. Grup çalışmalarını adil bulmadım; sevmedim. Ama bir şekilde benim de yolum başka bir insanın muntazam yapmadığı işler nedeniyle etkilendi. Ve itiraf edeyim oldukça zayıf karnıma geldi.
****
Elimde olan işe ve bir tür iş gibi bakacağım sabah yüzmesine iyice sarılacağım. Para kazanmaya, biriktirmeye odaklanacağım.5 yıl mı hedef koyalım 7 yıl mı? Endişem; çok sık biçimde gelen bunların hiçbirinin "tam" bir tamiri sağlamayacağı düşüncesinin kırdığı ve kıracağı motivasyon.
Öbür yanda iş, para, bugüne kadar bildik yolu reddedişimin artık kendini hissettirmeye başladığı kazanılmış özgürlük hissi, hiçbir şeyi çok önemli bulmuyor olmamın artıları....aile vs vs. Bunlar aynı zamanda çoğu insandan daha avantajlı olduğum şeyler.
Bir süre sadece bunlara odaklanıp o alanda güçlenmeye çalışacağım. Kendimi unutmam mümkün olmayacak ama şu anki circle'ımdan daha öte potansiyel hayaller ve iç istikrarı için o somut taşlara ihtiyacım var.
Önceki bir yazıda anlatmıştım. Her an kırılmaya hazır, terkedilmeye hazır tahtalar üzerinde bir evde yaşıyormuşum gibi. Daha vazgeçilmesi zor, daha sağlam taşlar olmalı içimde. Ve bir gün tekrar eskisi gibi tekrar yollarda cevap aramak istersem o özgürlüğün biletleri.
Yine de tüm bu 5 yıl ya da 7 yıllık biriktirme yolculuğunun içinde birkaç yeni kanal, benzin istasyonu, ne derseniz deyin; bir şeyleri ekstradan keşfedeceğime inanmak istiyorum.
Her gün olmasa da her geçen ay, her geçen yıl belki küçük yüzdelerde olsa da benim neye karşı verdiğini bilmediğim bu savaşta kaybetmekten çok kazanmaya yaklaştığımı; ya da kendi içimde öyle hissettiğimi duyabilmek bu hayatın geri kalanı için en büyük arzum.
Saat 20.05
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder