Arşiv

Yarın

Bu evin salonla mutfağı bağlayan ve terasa bakan ara kısmından her geçişimde gözüm perdenin arkasında bir gölgeyi seçiyor. Duraksayıp bakınca terasta öyle bir siluet/insan olmadığını görüyorum. Aşağı yukarı her gece tekrarlanıyor bu. Bu eve kitap yazmak için iki yıl önce ilk geldiğim zamanlar akşamları korkudan uyuyamazdım. Üst katta yatmak kontrolden benden çıkıyormuş gibi hissi verdiği için alt katta salon koltuğunda yatardım. Artık üst katta uyuyorum. Evin geri kalanında ne olup ne bitiyor bana uğramasın kafi. 

Beni hayatın uçurum noktasına dahi iten bu astigmat takıntısı aslında bardağa düşen son damlaydı belki. Büyük bir damlaydı fakat hayatın yapısıyla benim onda arzuladıklarım arasındaki bağlar o olaydan çok öncelerde hasar almaya ve zayıflamaya başlamıştı. 

Çocukluğumu inanılmaz mutlu hatırlıyorum. Her şeyin kusursuz olması veya canımın yanmamış olması nedeniyle de değil bu durum. Çocukluğu o kadar güzel ve yaşanır kılan şey "hayal kurma" yeteneğidir. Bende yıllar içinde çeşitli olaylarla eksilen ve en sonunda bir ipin üzerinde yürüyormuşçasına kaybettiğim şey aslında tam da o. 

15 yaşında 1 Kaptan, Mercan Adası, Asteriks/Tenten serileri. 

Çocukluğum boyunca hep uzağa gitmeye arzu ettim. Hiçbir şeye bağlanmadan. Hiçbir şeyin sorumluluğunu, kalıcı duygu veya hasarını almadan. Sanki dünyadan bir izleyici gibi gelip geçmeyi. 

Neyse. Konumuza dönelim. 

Konu şu hayal kurma işi; yani yarından bir beklenti olması. Ha bir de farkındalıklar kısmı. Çocukluktaki hayalperestlikten insanı uzak tutan şeyler aslında farkındalıklarımız. 

Ben bu bilgi çağında pek mutlu olamadım. İnsanlara, toplumlara, sağlığa, hayata dair çoğu alanda aklımda bana iyi gelen yanıtı seçmektense edindiğim farkındalıklar nedeniyle kendi gerçeğime mahkum bırakıldım. 

İnsanlara dair olan farkındalıklardan "Finlandiya" doğdu. Herkes benden kitap yazmanın "benim hayat idealim" olduğunu duymak istiyor. Oysa hayır. Yazmak bir ihtiyaç; başıma gelen hallere ve o hallerden bana yadigar kalan düşüncelere karşı benim bulduğum bir tür silahtı. Bana zarar veren düşüncelerimle anlaşmalı boşanmamız neticesinde onlara nafaka olarak verdiğim evdi yazdığım kısa kitap. Bu ay içinde yazacağım ikinci bölüm de benzer misyon taşıyacak. 

****

Bu kez aslında bir "his" kitabı yazmak istiyorum. 

Camın duvarda patlaması, bir toplumun ayaklanması, zamanın sona ermesi, sıcak bir yaz gecesinde dolabı açıp içilen soğuk bir su, sonsuza doğru yavaş ve güçlü biçimde yükselip; sekstekine benzer bir patlamayla hayatı hatırlatan müzik. 

Annem bana ne derse desin. Ben her zaman içimde uç hazlara ve somut gerçeklere inandım.

Doruk deniz kenarı yürüyüşlerini, sabahları daha çok sever. Uzun süreli okuma vs. konsantre olamaz vs vs. Bu cümleyi okuduğunuzda sanki benim huyum gibi uzun vadeli bir şeyden bahsediyor. 

Oysa bir süredir ben yürümekten soğudum; araba sürerken daha keyifliyim. Bence somut bir nedeni var. Yan camları karartan film güneş gözlüğü işlevi görüp yanlardan gelen gereksiz ışınları azaltıp astigmatımın daha geride kalmasını sağlıyor. Okuma vb konular da yine görme kalitesiyle diğer her türlü soyut açıklamadan çok daha ilgili. 

Farkındalıklar ilişkilerimi doğal biçimde dans eder gibi yaşamamı engelledi. Anda olacakları, karşı tarafın olaylara tepkisini, olayların sonrasını istemeden de olsa içimde oynattım. Gerçekler paralel gittikçe üzüldüm. İnancım azaldı. Hayal gücüm ise çocukluktan yadigar o uzaklara gitme düşü ve görsel/bedensel hazlara düşkünlüğüme güvendiğimden bir miktar da olsa yaşadı. 

Son olay, bendeki o "doğal" a çizik attığı için hayallerin de üzerine kocaman bir soru işareti çizdi. 

Neyse, sonuca geleyim. 

****

İçimde bir tür isyan hakim. Tüm farkındalıklara ve hayatın sanki bu iç savaş yokmuş gibi bu düzeni bana kabul ettirmesine karşı bir şeyleri ateşe verme duygusu. 

Dışımda gamsız bir rasyonel hüküm sürse de içimdeki bu savaştaki bu düşsüz kalmışlığım beni aslında tüketiyor. Bu anlamsızlığın ortasında uyuyup uyanıp sadece yemek yiyorum. Aradığım cevabı bulamıyorum. 

Yazacağım kısa ikinci kitabı "anarşi" duygusu üzerine yazarken bir yandan da kendime hayaller edinmeye çalışacağım. Kitabı yazmam nasıl bir araç ise; bu çaba da öyle. Asıl ulaşmak istediğim bir tür yeni düş ve amaç edinmek. 

Farkındalıklarım bir tür hapishane. Bir an iyi hissediyor olsam dönüp ortamın ışık seviyesine dikkat ediyorum. Zamanın ritmini dans eder gibi yaşamak isterken; sürekli an bölünüyor. 

İnsanlarla farklı zamanları konuştum fakat 1 aydan kısa bir sürede bir çıkış yaratmak istiyorum. 

Kitabın duygu yanı ağır basacak olsa da; özellikle toplumsal düşünce saçmalığının ikiyüzlülüğüne de elime fırsat geçmişken bir kaç tokat vurmak istiyorum. Toplum normlarını kılavuz alıp bireysel düşünce cesaretinden yoksun olanların baskıladığı "dışta kalanlar"a yer vermek istiyorum. Hayallerini gerçekleştirmek için escortluk yapan bir kızı yazmak istiyorum mesela. İşini sevmeden yapan milyonlarca çalışandan hiçbir farkı olmadığını ve piramitteki yerinden fazlasını istediği için ona layık görülen yalnızlığının ne denli korkakça bir linç olduğunu yazacağım. 

Şimdi akılda çalan bir müzik...
Yarın yazmaya başlıyorum. 







Hiç yorum yok: