Arşiv

Yol Kenarı

Queen's Gambit'i izlemeye başladıktan sonra önce satrancı, sonra da genel olarak oyun oynamayı neden sevdiğimi hatırladım. 

Çoğu oyun yapı itibariyle adil ve kuralları belirlidir. Yarışmacılara oyunun kuralları ve dinamikleri anlatılır. Ve devamında veriye dayalı stratejiler oluşturarak kendinizi daha iyi bir pozisyona geçirmeye çalışırsınız. 

Satranç gibi oyunlar adaletin mükemmeliğe en çok yaklaştığı versiyonlardır. Şans içeren bazı kağıt oyunlarında (poker vs) ise fırsatlar açısından adalet terazisi oynayabilir fakat kötü bir el geldiğinde paranızı riske edip etmemeniz gerektiğine yine siz karar verirsiniz. Oyunda ihtimalleri doğru hesaplayarak ne zaman savaşa gireceğinizi belirleme gücü, oyunun terazisini belli miktarda düzeltir. 

Yaşamın kendisi pek öyle değil. 

****

Amerikan seçimlerini izlerken biraz hayal kırıklığı yaşadım. Politik hamleler, kampanyalar, beyanlar; kalite olarak mümkün tavanın çok altında seyretti. 

Politikacıysanız insan tavlamayı iyi becerebilmeli, mağdura yatacaksanız rolünüzü iyi oynamalı; yalanları halkta en iyi karşılık bulacak zamanda ve tonda söylemelisiniz ki kalabalığın gücünü yanınıza alın. Detaya girmeyeceğim. Politikacılarda da, seçmenlerde de, seçimi takip eden yazarlarda da arzuladığım politik zekayı ve seviyeyi bu seçimlerde bulamadım. 

****

Toplumsal kurallar benim için hep ilgi noktası olmuştur. İnsanoğlunun kendi yarattığı düzene duyduğu sadakati bazen inanılmaz buluyorum. 

Değer ismini verdiğimiz şeyler öğretiler. Onlar bize öğretildi. Toplumsal düzen de yine bir araya gelmiş insanlar tarafından; binbir defoyu hala taşır şekilde kurgulandı. 

İşte tam da bu nedenle atıyorum eğitimin sosyal statü kazanmada temel belirleyici olmaması için  uğraşan; kuralları yıkıp duran "çomar" tayfa bana oldukça anlaşılır geliyor. Bu adaletsiz düzende iddialı olamayacağın bir kriterin belirleyici olmasını istememek kendi içinde tutarlı bir durum. 

Her insanın penceresi ve elinde olan/kalan kartlar farklı. Düzende kaybeden tarafta olan bir insan neden bu gidişatı ve kendine çizilmiş sınırları, tavanları kabul etmeli? 

Kural koyucuların hedefi, düzeni korumaktır. Evinde yangın olan bir insanın; yöneticiler gibi düzenin devamını hedeflemesi ise; kendine ihanet etmesini içeren bir mantıksızlık örneği oluşturuyor.

****

Joker filminin insan psikolojisine yakışır biçimde sinema alanında biraz abartıldığını düşünsem de; filmdeki asıl argümanı seviyorum. 

İnsanın "kontrolden çıkmasını" engelleyen şeyler nelerdir? 

Sanırım değerlere bağlılığı; din vb. avuntular kategorisine yakın değerlendirmeliyiz. 

İnsanlar yaşamı tanımlamak ister. İnsan kendine yabancı kalmamak için kendini bilmek ister. İnsan kendisinden daha büyük bir ev ister; toplum. 

Ben kimim? Nasıl birisiyim? Ne iyidir; ne kötüdür? 

Adaleti kendim mi belirlemeliyim? Bana bir zararı dokunan insanı çekip vurmaktan beni alıkoyan nedir? Yani kendi yemeğimi kendim mi pişirmeliyim? Yoksa herkesin kullandığı kitabın hükümlerini kabul edip yargıçlığın ağırlığını kendi üzerimden atmalı mıyım? 

Kendi içimde çok iyi bildiğim bir durağa geldim. 

****

Onaylamayanlarınız olacaktır; fakat benim için bu yaşamda sonradan edindiğim değerlerin benim için savrularak giden bir otobüste tutunmama yarayan plastik parçalardan bir farkı yok. 

Ben de yaşadığım hayatın, ilişkilerin ve benliğimin tanımlı taşlar üzerinde olmasından hoşlanıyorum fakat gerçek mahkemem sadece kendi düşüncelerimde dönüyor. Herkesin beğenisi için hazırlanmış bir ortalama üstü, ortak bir mahkemeden daha çok kendim detaylıca işlediğim mahkemeye güveniyorum. 

Peki benim kontrolden çıkmamı toplum nasıl engelliyor? 

Büyük oranda aile. Aile bağları benim için zayıf karın; bir tür pranga. Onların duygularını önemsediğim için; onların düşüncelerini belirleyen değerlere de otomatik olarak bağlanmış oluyorum. 

Ben toplum kuralları ve kabullerinin aleyhinde hamleleri değerlendirsem dahi; ailemin benim mutluluk formülümdeki ağırlığı ve hatta onların bu hayatta hak ettiklerine dair yargımı düşündüğümde bedeller aklımdaki "aşırılıklardan" ağır basıyor.

****

Peki ya Joker'deki gibi aile ve toplum düzeninden kopuk birisi? Yokluktan kaynaklı özgürlüğüyle tüm düzene bir tehdit oluşturur. 

Bugün içinde yaşadığımız kabuller ve iyi-kötüler; tarihin farklı noktalarında, yerlerinde tamamen farklı yorumlandı. 

Belki de tüm bu tanım ihtiyacı, kendimizi anlamdırmak ve yüceltmek için tek çareydi. İnsan olduğumuz için insan olmayı yüceltmek zorundaydık. 

****

Ben her zaman somut olanın belirleyiciliğine inanırım. Psikoloji de somut fiziksel özelliklerimiz, yaşanmışlıklar ve şartlardan oluşur. 

Mükemmel olan yoktur fakat mükemmele yaklaşmak mümkündür. İnsanın kayıplarına anlam biçme ihtiyacını en derinimle anlıyor; fakat o ihtiyacı sahiplenemiyorum. 

Bir şeylerin eksikliğini öğrenmeye büyümek adını vermişiz. Kısmen doğru; çünkü yokluğu tecrübe edip varlığın etkisini bilinçle öğrenmektir bu. Fakat bu durumdaki hüznü süslemeyi, üst paragraftaki ihtiyaç nedenli görüyor ve arzu etsem de yaşamakta zorlanıyorum. 

Derdimiz süslemek ve estetikle sınırlıysa büyümek eksilmektir (zaman) diyip geçelim. 

****

Aklımda bazen yazmayı düşündüğüm; mükemmele yaklaşmanın; yani çok da eksilmeden; yokluğun bilgisinden uzak, insanın salt doğalına sarılarak yaşamı tadabileceğini söyleyeceğim bir kaç yazılmamış yazı var. 

Ama şu an özelinde sessizliğe ve belki günlük rutinin düşünsel tembelliğine dönmek daha çok istiyorum. 

İleriki yazılarda.. 















Hiç yorum yok: